İçeriğe geç

Üstad, temelde meseleye böyle yaklaşırken, nüzûl keyfiyetiyle alâkalı hadislerde zikredilen Şam’da Ak Minare’ye inmesi, bir atın üzerine binmesi.. vb. hususlarda da kat’iyen tafsilata girmemiştir. Bu konuda zannediyorum sadece o değil; daha başka muhakkikler de, sûiistimale yol açar ve ileride büyük bir yalan olarak yüzümüze çarpılır düşüncesiyle, her zaman dikkatli davranmış ve bu türlü konularda gereksiz yorumlara girmemişlerdir; girmemişlerdir zira bilinen bir gerçektir ki Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), gaybdan verdiği haberlerde, açık ve herkesin anlayabileceği bir dil kullanmamış; aksine olay ve hâdiseleri bir temsil ya da müteşabih bir ifadeyle anlatmıştır. Hem Üstad, hem de diğer muhakkikîn,8 Hz. Mesih’in nüzûlüyle alâkalı bir kısım müteşabih ya da muğlak ifadelerin, bazı ravilerin tevili olduğu ve yine birtakım isimlerin de onlar tarafından hadise sokulduğu görüşündedirler. Dolayısıyla da, hadiste geçen Şam, minare, at… vb. isimler, bu çerçevede değerlendirilebilir.9

Nitekim sadece muhakkikinin anlayacağı bu tür eklemeler, başta (kasdî olmaksızın) sahabe efendilerimiz tarafından yapılmıştır. Burada, Ebû Hüreyre ile alâkalı şu hususu misal olarak zikredebiliriz. Efendimiz: “Ben ümmetimi ahirette abdest azalarından tanırım.” buyurur. Hadiste abdest azalarının parlaklığını ifade için kullandığı tabir, غُرًّا مُحَجَّلِينَ“Alınları, elleri-ayakları bembeyaz.” ifadesidir. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh), burada hadise bir ekleme yaparak, “Abdest uzuvlarının daha genişçe beyazlaması için siz onları daha geniş yıkayın.” der ve kendisinin kollarını/ayaklarını dirseklerinin üstüne ve dizlerine kadar yıkadığını bildirir.10 Bundan dolayı diyebiliriz ki Hz. Mesih’in ahir zamanda iniş keyfiyetiyle ilgili birtakım kelimeler, daha sonra hadise katılmış ilâvelerdir ve bunlar, Efendimiz tarafından söylenmiş gibi gözükse de, O’na ait değildir.

3