Şahsî kanaatime göre, O’nu tahattur ve tezekkürümüzde –ki buna başta kalben ve mânen ziyaret dedik– “Allah Resûlü insanlık gemisinin kaptanıdır… Sa’dî’nin bir beytinde ifade ettiği gibi, ‘Hz. Muhammed gibi bir kaptana sahip olan gemi yolcuları için gam da, keder de yoktur.’ İsterse dalgalar o gemiyi yutacak kadar azgın olsun… Evet bizim kaptanımız O’dur… O’na bağlılıktan öte bir sermayemiz yoktur… Ahiretteki kurtuluşumuz da O’nun şefaat-i uzmâsı sayesinde olacaktır…” gibi esaslar düşünülebilir. Bunlar insana onun Sünnet-i Seniyyesini ve siyer-i sâmiyelerini hatırlatır; hatırlatır ve insanı vicdanî muhasebe ve murakabeye sevk eder. “Biz neredeyiz, O ve O’nun emirleri nerede?” sualini sormaya vesile olur. Hâsılı, Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) risalet güneşidir. O’nsuz bir hayata, hayat demek mümkün değildir. Sahabe-i kiram’ın vicâhî münasebetle kazandığı şeyleri, bizler kalbî ve ruhî irtibatla kazanmak konumundayız. Bu irtibat da, O’na olan bağlılık ufkunun neresinde olduğumuz düşünülmek ve –tabir câizse– kendimizi O’nun huzurunda hissetmekle mümkün olacaktır.