Ashab-ı kiram efendilerimiz, O’nun huzur-u seniyyelerinde bulunabilmek için her türlü zorluk, sıkıntı ve meşakkate göğüs gerer ve bu huzuru maddî-mânevî her şeye tercih ederlerdi. Öyle ki, O’nun huzurunda iken, evlâd ü iyal, çoluk-çocuk, mal-mülk hiçbir şey düşünmezlerdi ve O’na öylesine bir bağlılık gösterirlerdi ki, farz-ı muhal, Allah Resûlü “Gidin dünyanın dört bir yanına dağılın.” deseydi, hiç tereddüt etmeden bu emri yerine getirmeye çalışırlardı. İşte o huzur ve huzurdaki insibağ, sahabe dediğimiz o toplumu böyle aşkın hâle getiriyordu. Hatta zaman zaman bu düşünceyi ve bu huzuru ihlal eden duygular içlerini buğulandırınca onlar buna münafıklık diyorlardı. İşte Hanzala b. Rebî’, o Müslümanlığı derince duyan sahabilerden biriydi. Huzur-u risaletpenâhiden ayrıldıktan sonra, oradaki duygu ve düşüncelerini muhafaza edememesi veya dünya işleri ile meşgul olurken uhrevilîği derince duyamama onu tedirgin ediyordu. İşte bu büyük sahabi bu tedirginliğinden ya da düşünce ve duygulardaki bazı farklılaşmalardan ötürü, “acaba ben bir münafık mıyım?” endişesiyle soluğu Hz. Ebû Bekir’in yanında alıyor ve Hz. Ebû Bekir’e dert yanıyor. Dostunun derdini dinleyen Hz. Sıddık, kendi durumunun da buna benzediğini ifade ediyor.. ve iki Sahabi birlikte, hallerini beyan etmek üzere Allah Resûlü’ne gidiyorlar. Nebiler Serveri, Hanzala’nın: “ نَافَقَ حَنْظَلَةُ – Hanzala münafık oldu.” beyanıyla başlayan halini dinledikten sonra şöyle buyuruyor: “Eğer benim huzurumda bulunduğunuz zamanki ruh hâletini dışarıda da muhafaza edebilseydiniz, melekler sokaklarda sizinle musâfaha ederdi.” ve ardından “Bazen öyle, bazen böyle Ey Hanzala!”1 diyerek duruma açıklık getiriyor. Bu ifadelerden, Hanzala’nın halinde yadırganacak bir tarafın olmadığı anlaşılıyor. Beşer, beşerî özelliklerinin gereği, hep aynı çizgide olamayacak; bazen lâhut âleminin derinliklerine yelken açacak, bazen de nâsut âleminin dikenli yollarında dolaşıp duracaktır.
Dipnotlar
- 1 Müslim, tevbe 12; Tirmizî, kıyâmet 60.