İçeriğe geç

Ne var ki temelde bütün varidâtı mânevî âlemlerden kopup gelen feyizlere bağlı böyle bir hayat, irfan yolunda sürekli cehde ve amel-i salihte ısrara vâbestedir. İnancım o ki, kul, kullukta biraz ısrar edince, Cenâb-ı Hak da onun gözlerini gayb âlemine açacak ve onu ötelerden süzülüp gelen envâra, esrâra muttali kılacaktır. Örnek olarak Efendimiz’i alacak olursak O, hayatı boyunca vitir namazını hiçbir zaman, hemen yatsı namazının akabinde kılıp yatmamıştır. O, يَۤا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ۝قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا۝نِصْفَهُۤ أَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا۝أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْتِيلًا“Ey örtünüp bürünen (Resûlüm!) Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. (Gecenin) yarısını (kıl). Yahut bunu biraz azalt, ya da çoğalt ve Kur’ân’ı tane tane oku.”1 âyetlerinin emri gereği, daima gece kalkıp ibadet etmiş; kıldığı teheccüdlerin arkasından da vitri edâ etmiştir. Hz. Âişe Vâlidemiz, O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu durumunu, “Ayakları şişinceye kadar namaz kılardı.” şeklinde anlatır. Ve kendisine: “Ya Resûlallah! Cenâb-ı Hak, geçmiş ve gelecek günahlarını affettiği halde, neden bu kadar kendine eziyet ediyorsun?” diye sorduğunda O, “Şükreden bir kul olmayayım mı ya Âişe?”2 cevabını verir.

277