Aslında insan, yaratılış itibarıyla hep iyi şeylere tevcih edilmiş ve bir dûnhimmet olarak yerinde kalmasına müsaade edilmemiştir. Zaten o sadece yeme, içme, evlenme… gibi fıtrî şeyler için de yaratılmamıştır. İnsan, bu bilinçle hareket edip, Allah (celle celâluhu) ve O’na ait yüce hakikatlere bütün benliği ile kilitlendiği an, asıl gayesini bulmuş, dolayısıyla insan-ı kâmil olma yoluna girmiş sayılır.
6