İçeriğe geç

İnsaniyet-i kübrâya uzanan bir diğer yol –ki yukarıda zikredilen esaslarla yakından irtibatlıdır– mârifet-i kübrâyı elde etme yoludur. Allah (celle celâluhu), Necm sûresinde: “And olsun O, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.”4 buyurmak suretiyle işte bu duruma işaret eder. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendisine bahşedilen miraç yolculuğu boyunca zâhirî ve bâtınî duygularını, zerrelerden sistemlere kadar bütün kâinat üzerinde işlettirmiş ve mârifet-i kübrâyı elde etmiştir. O, miraçta ayağını nazarının ulaştığı yerin ötesine koymuştur ki, tasavvufta buna kadem ve nazar birliği denir. Kur’ân-ı Kerim bu yeri “kâb-ı kavseyni ev ednâ” sözleriyle ifade eder.5 O’ndan sonra gelen veliler, ayaklarını ancak kendi nazarlarının ulaştığı yere koyabilmişlerdir ki, bu da kademin nazara ulaşamamış olması demektir. Üstad, Efendimiz’in ulaştığı o makamı nazarî olarak bildiğinden, eserlerinde âyet-i kübrâ’nın destanını yazmış ve hayatı boyunca O’nun ulaştığı makama ulaşmaya çalışmıştır.

4