Evet, biz hep şu anlayış içinde olduk; ehl-i kalb bir zata “Allah’ı anmak lâzımdır.” demişler, o ise onlara “Ne zaman unuttum ki?” şeklinde cevap vermiş. Bunun gibi, soruda tevcih edilen meselenin böyle olduğunu ve olacağını baştan bu yana biz zaten kabullenmişiz.
Evet, düşünce ufkumuz farklı: “Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yok.”4 Kılıçtan, kamadan, gerilmiş yaydan, atılmış oktan, yaralanmış insandan, öldürülmüş kâfirden bahsetmiyoruz. يَۤا أَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ“Ey iman edenler, hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlü’ne uyun!”5 âyetinin fehvâsınca dirilişten bahsediyor, insanları Allah’a ve Resûlullah’a çağırıyor ve diyoruz ki: Değil sadece cismaniyetle ölmek, ruhî planda ölü olanlar dahi bu davete icabet ettikleri zaman ebedî olarak dirileceklerdir. Zaten, dirilişi temsil edenler ölümden, harpten bahsetmezler ki…
Dipnotlar
- 4 Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat s.54 (İlk Hayatı).
- 5 Enfâl sûresi, 8/24.