Ne acıdır ki, bu tarihî hatalar şimdilerde de işlenebiliyor. Alternatif doğru plan ve projeler ikame edilmeden, devlet veya hükümetler tahrip ediliyor. Şöyle ki; “Şu kararlara iştirak etmiyorum” veya “Dış politika, iç politika böyle yapılmaz… vs.” gibi sadece tenkit ağırlıklı sloganvari sözlerle muhalefet yapılıyor. Böylelerine, nasıl olması gerektiğini söyleyin, yazın, çizin dendiğinde de, “O engin bir malumat, çok ciddî bir tecrübe ister, bu da bizde yok” diyorlar. Rica ederim, devletin veya hükümetlerin yanlışları olabilir. Ama bu kat’iyen: “Hele önce bir yıkalım, sonra nasıl yapacağımızı düşünürüz.” felsefesi ile yapılmamalı. Böyle bir düşünce, devleti zaafa uğratır ve içte-dışta itibar kaybına yol açar.. hatta bütün bütün kredilerini kaybetmesine yol açar. Meselâ, coğrafi konumu sebebiyle, stratejik bir yere sahip olan ülkemiz, çevremizde yaşanan siyasî çalkantılar içinde şayet bugün biraz daha güçlü olsaydı, bütün bir Orta Asya’yı arkasına alabilir ve “ilelmerkez” bir güç ve bir vakumla onları yanına çekebilirdi. Hatta İslâm ülkelerini etrafında toplayabilirdi.
Zaten şanlı mazimizde de böyle olmamış mı? Alpaslan, Fatih, Yavuz o güçlü kabulün verdiği güven ile ortaya çıkmış ve milletin içinde ümit olup çınlanmamış mı? Ve bu çınlamaya da çokları müspet cevap vermemiş mi?