İnsan, yüreği hoplamaya, gözü yaşarmaya, iç âleminde kendini her gün birkaç defa yenilemeye muhtaç bir varlıktır. Kur’ân, Rabbisiyle münasebete geçip ağlamaktan kendini yerlere atanları tebcil ve takdirlerle anlatır. İşte vaaz u nasihatler bazı ahvalde bizi bu ufka ulaştırabilir. Fakat ne yazık ki, umumî planda bizler bu türlü vaiz, nâsih ve hayırhahları dinlemekten mahrum tali’siz bir cemaatiz. Keşke yüreklerimizi hoplatacak, bizi aşk u şevke getirecek yüzlerce, binlerce vaizlerimiz olsaydı!..
Evet, keşke Fahreddin Râzî gibi kürsüye çıktığında ağlamaktan sözleri boğazında düğümlenip kalan ve ne dediği anlaşılmayan yüzlerce, binlerce vaizimiz olsaydı!..17 Olsaydı da hiçbir şey anlamasak bile sadece onları seyretmekle gerekli dersleri alsaydık. Keşke sahabe, tâbiûn, tebe-i tâbiîn hazerâtının hayatlarını gerçek veçheleriyle bizlere anlatan ve kitap sayfaları arasında kalan o malumatları, ruhundan ruh katarak intikal ettirecek yüzlerce, binlerce nâsihimiz olsaydı da, bizler de onları dinleyip, “Yahu onlar da insan, biz de!” deyip insanlığımızdan hicap duyar hâle gelseydik.. hayatımızı, yaşayışımızı sorgulamak ihtiyacını hissetseydik.. ve kendimize çeki düzen verseydik.
İhtimal o zaman kalblerimiz yumuşayacak, içimizi yer yer karartan paslar izale olacak ve ruhumuza akseden ilâhî tecellîler bütün aydınlığıyla bizi saracak, biz de bu sayede şeytanın her türlü vesvese ve desiselerinden uzak kalacaktık.
Dipnotlar
- 17 Bkz.: İbn Hallikân, Vefeyâtü’l-a’yân 4/249; ez-Zehebî, Târîhu’l-İslâm 43/215.