İçeriğe geç

Binaenaleyh, “elest bezminde” de ruhlar Rab’le mukaveleye çağrıldılar. Cismaniyet berzahı arada olmadığı için, her şeyi ayan beyan gördüler ve “evet” diyerek böyle bir mukaveleye imza attılar. Ancak, günümüzde çokça bulunduğu gibi bir kısım kimseler, ruh kitabının vicdan bölümünü hiç kurcalamadıkları için böyle bir imzaya ve misaka rastlamadılar. Rastlamalarına da imkân yoktu; çünkü o âleme ne bir bakışları, ne de araştırmaları olmamıştı. Aslında, Kant’ın, Yaratıcı’yı tarif istikametinde yazılan bütün kitapları arkaya atarak, Bergson’un, umum kâinata sırt çevirerek dinlemek istedikleri sessiz kitap da işte bu idi… Ruh dinlenilecek; ruhun ilhamlarına kulak verilecek; vicdanın dilini anlama laboratuvarları tesis edilecek ve şuura akseden indekste hakikatin çehresi görülmeye çalışılacaktı…

Vicdan dediğimiz bu kitap başlı başına yüce hakikatin en yanılmaz şahidi ve mukaveleye imza atan akittir ama, böyle bir dili öğrenme cehdinden mahrum olanlara bunu anlatmak çok da kolay olmasa gerek…

Şayet kafalar, şartlanmışlıktan arınabilse, insan, vicdanının bu ilk misaka “evet” dediğini duyacak ve görecektir. Aslında âfâkî ve enfüsî tefekkür ve araştırmalardan maksat da işte budur. Zihin kendi saplantılarından kurtarılacak, mefkûreye hürriyet kazandırılacak ve serbest düşünce adesesiyle vicdandaki bu ince yazılar okunmaya çalışılacaktır. Bu yolla kalbin derinliklerine bakmaya kendini alıştırmış nice kimseler vardır ki, iç müşâhede ve iç duygularıyla, elde ettikleri vâridâtı, hiçbir kitapta görmeleri mümkün değildir. İlâhî kitapların remiz ve işaretleri dahi, ancak bu adese altında kendilerine has renklilikleriyle zuhur ederler. Bu ufku göremeyen kendini aşamamışlar ise, hiçbir zaman bundan bir şey anlayamayacaklardır.

119