Kur’ân-ı Kerim’de anlatıldığı üzere, bu iki kardeş Cenâb-ı Hakk’a birer kurban takdim etmişlerdi; fakat, onlardan yalnızca birininki kabul edilmişti. Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, diğerine, “Seni öldüreceğim!” demişti. İnsan öldürmek, hele hele öz kardeşinin canına kıymak büyük bir zulüm olsa da, bir kere gözü dönen câni, sırf bir hasetten dolayı hem de kendine karşı elini bile kaldırmayan ve iyi bir kardeş, samimi bir hayırhah olmaktan başka bir şey düşünmeyen bir masumun kanına girmişti.
Evet, “Nefsi, onu kardeşini öldürmeye çağırdı, (o da nefsine uyarak) onu öldürdü ve kaybedenlerden oldu” (Maide, 5/30) mealindeki ilahî beyanla kötü akıbetine dikkat çekilen yeryüzünün ilk kâtili, böylece ebedî ateşe varıp ulaşan korkunç bir yolun öncüsü olmuş ve adeta bir barajı delip büyük bir sele kapı aralamıştı. Bu sebepledir ki, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu acı hadiseyi naklederken şöyle buyurmuştu: “Zulüm ile öldürülen her insanın kanından (onun kanını dökme günahından) bir pay da mutlaka Adem’in ilk oğluna yazılır; çünkü, adam öldürme çığırını ilk açan odur.”
İşte, Cenâb-ı Hak, bu elîm hadiseyi anlattıktan ve ilk cinayeti hatırlattıktan sonra söz konusu hükmünü ortaya koymuş; adam öldürmenin ne büyük bir cürüm olduğunu ve insan hayatına verilen ehemmiyeti ifade sadedinde mealen şöyle buyurmuştur: “Bundan dolayıdır ki, İsrailoğullarına kitapta şunu bildirdik: Kim katil olmayan ve yeryüzünde fesat çıkarmayan bir kişiyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir adamın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış olur.” (Mâide, 5/32)
Haksız Yere Adam Öldürme ve Kısas
Bu ayet-i kerimede, bütün insanları öldürmekle müsavi tutulan cinayet, “hiç kimsenin canına kıymamış ve yeryüzünde fesat çıkarmamış bir insanı öldürme” şeklinde beyan edilerek, o müthiş cürüm bir şarta bağlanmış ve takyid edilmiştir. Demek ki, bu suçları işleyen kimselere kısas yapılabilir; bir insan masumların kanını dökerse, o da aynı cinsten bir cezaya çarptırılabilir. Şayet, yeryüzünde fesat çıkarırsa ve o fesattan dolayı insanlar öldürülürse, günümüzde bazı coğrafyalarda olduğu gibi, öldüren niye öldürdüğünü hiç düşünmeden, ölen de neden öldürüldüğünü bilmeden cinayetler cinayetleri takip edip durursa, böyle bir anarşiye sebebiyet veren bir mücrim ya da mücrimler güruhu idam edilebilir. Allah’a ve Rasûlüne savaş açan, yeryüzünde sürekli bozgunculuk yapan, insanların canlarına, mallarına ve ırzlarına saldırmayı itiyad haline getiren ve böylece halkın asayişini bozan, neslin ifsadına sebep olan kimseler suçlarının derecelerine göre öldürülür, asılır veya sürgüne gönderilirler.