Kaldı ki, bir hizb takib etme ve her gün Kur’ân’dan bir bölüm okuyarak belli periyotlarla Kur’ân’ı hatmetme daha farklı olur. Öyle inanıyorum ki, mesela her gün yarım ya da bir cüz okusanız, okuduğunuz o bölüm içinde, Cenâb-ı Allah sizin o günkü sergüzeşt-i hayatınıza, üzerinize akıp gelen bir kısım hadiseler karşısındaki teessürlerinize, sevinç ve mutluluklarınıza, keder ve elemlerinize dair bazı şeyleri mutlaka size ifade edecektir. Dertlerinize derman olacak bir hakikatin kapağını kaldırıp onu sizin ruhunuza duyuracaktır. Bugün okuduğunuz bölümde kapağı kaldırılmamış ve sizin için saklı kalmış hakikatler olabilir; fakat, yarın, ertesi gün ya da daha sonraki bir zaman aralığında okurken, tam ihtiyacınız olduğu anda bu defa da o saklı kalan hakikatler size göz kırpacak, onların üzerindeki kapaklar da inayet-i ilahîye ile kalkacaktır. Ve Kur’ân size her gün bambaşka sırlar vererek vicdanınıza “Evet evet, bu Allah kelamı!..” dedirtecektir.. İşte, Kur’ân’daki tasrifin bir de şahısların her an değişen ruh haletlerine hitap eden böyle bir yanı vardır. O her zaman, her müracaat eden insana bir deva lutfeden bir şifa kaynağıdır ve bir iksirdir.
Cenâb-ı Hak’la Konuşmak
Evet, Bediüzzaman’ın ifade ettiği gibi, “Kur’ân, kalblere kût ve kuvvet olup, tekrarı usanç değil, halâvet ve lezzet verir; Kur’ân’ın âyetlerinde de öyle bir kısım vardır ki, o kuvvetin ruhu hükmündedir, tekerrür ettikçe daha ziyade parlar, hak ve hakikat nurlarını saçar.” Onun içinde bazı şeyler çok daha önemlidir; fakat bu, diğerlerinin önemsiz olduğu manasına gelmemektedir; onun hakikatleri her zaman hepimiz için çok şey ifade eder. Ruhların en yükseği ve şekillerin en mükemmeliyle dünyâya gönderilen insana, saadetin en idealini, yükselmenin en erişilmezini, yaşamanın en insancasını gösteren ve yolların en doğrusuyla “insan-ı kâmil” olma zirveleri vaat eden kitap Kur’ân-ı Hakîmdir. Bu açıdan, Kur’ân’la sıkı bir münasebet içinde olmamız ve derin bir teveccühle sürekli ona müteveccih bulunmamız iktiza etmektedir.