İçeriğe geç

b) Allah Rasûlü’nün İnsan Hakları Konusundaki Hassasiyeti

Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) hicretle Medine’yi şereflendirdiğinde, değişik inanç, çeşitli düşünce ve farklı etnik gruplarla yaptığı sözleşmeye (Medine Vesikası) milimi milimine riayet edilmiş; dini, ırkı, sosyal seviyesi ne olursa olsun, fevkalâde bir hassasiyetle herkesin hukuku gözetilmiş ve uzak-yakın çevreye göre “Medine-i Münevvere” bir “dârü’l-emân” hâlini almıştı.

Aslında, ne bildiğimiz sözleşme yalnızca Medine Sözleşmesi’nden ibaretti, ne de olup bitenler sadece üç-beş örneğe münhasırdı. Allah Rasûlü (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ), hayat-ı seniyyeleri boyunca, sürekli insan hakları üzerinde durmuş; bunların büyüğünün önemini ihtar etmiş, küçüğünün de hakir görülmemesini hatırlatmıştı; O “Küçük, küçük görüldüğü sürece küçük değildir.” diyor, büyüklerin çiğnenmesini de Allah mehafet ve mehabetinin serhatleriyle engellemeye çalışıyordu.

Rabbine yürümeden az önce, menâsik-i hac esnasında, onbinleri aşan ruhanîleşmiş mübarek bir topluma, veda edalı hutbeleriyle o güne kadar kendinden şerefsudûr olmuş bütün hususları son bir kere daha, dinleyenlerin şahsında kıyamete kadar gelecek ümmetine özetliyordu ki, aslında bu nuranî beyanların her biri başlı başına insan hakları adına önemli birer belge mahiyetindeydi.

Söz Sultanı o gün Allah haklarından aile hukukuna kadar her konuya temas etmiş ve adeta risaletinin özünü, usâresini ortaya koymuştu. En büyük hak Allah hakkıydı; O da bununla başlıyor, sonra da derecesine göre hemen her hakka temas ediyor; hiç olmazsa bir îma, bir işaretle her hususu seslendirmeye çalışıyordu. İlk sözü: “Allah’tan korkun, O’na karşı gelmekten sakının!” oluyordu.. ve arkasından da O’na itaat etmelerini tavsiye ediyordu. Aslında, Allah’a iman, O’na itaat ve saygıda bulunmak bütün insanî haklara da saygılı olmanın bir te minatı ve müeyyidesiydi. Aksine, bu esaslar kabul edilmediği takdirde diğer haklara karşı saygılı olmak da oldukça zor, hatta imkânsızdı.

151