İçeriğe geç

Ayrıca, yanarak ölme meselesi de çok önemlidir; bir sancıdan ölen ya da yıkık altında kalıp öteye giden kimseler ahiret şehidi kabul edildiğine göre, yanarak ölen de şehitlik mertebesine ulaşmış olabilir. Vakıa, o dört arkadaşımız kaza yaptığı sırada onların ardındaki arabada bulunanlar bana telefon etmişlerdi. Oradaki manzarayı anlatmışlar; hepsinin “Allah, Lâilâhe illallah” diyerek ahiret koridoruna girdiklerini nakletmişlerdi. Vefat ettiğinde Mehmet Hoca’nın ve diğer bir arkadaşın işaret parmağı hâlâ yukarıdaydı, O’nu işaret ediyorlardı.

Evet, şehitlik, mertebe, ilerde olma, Allah’a yakınlık kazanma.. gibi hususların aslını sadece Allah bilebilir; biz hiç kimseyi tezkiye etmeye salahiyetli değiliz. Ne var ki, emarelere bakarak ve hüsn-ü zanlarımıza sığınarak “Onlar şehit oldular, canlarını hizmet-i diniyeye kurban ettiler” dememizde de bir sakınca olmasa gerektir...

İman Davasının Bir Kurbanı

Diğer taraftan, “Bir âlimin ölümü âlemin ölümü demektir” sözü hadis olarak rivayet edilmektedir. Kur’ân-ı Kerîm başta olmak üzere Peygamberimizin hadislerini ve bütün sünnetini bilen, diğer İslamî ilimlerden de haberdar olup ileri seviyede bir bilgi birikimine ulaşan; diğer bir ifadeyle, hakikat bilgisiyle donanmış, marifete açık ve bilinmesi gerekli olan şeyi olduğu gibi bilen birisine “âlim” denir. Arap dilinde, bildiğiyle amel etmeyene âlim denmez; çok şey biliyor olsa da, o insana câhil denir. İlim, bilim olmadığı gibi, bilgin de, âlim değildir; bunlar birbirinden farklıdır. İşte, hakiki bir âlimin ölümü, âlemin ölümü olarak görülmüştür ve insanlar için büyük bir musibet kabul edilmiştir.

Aslında çok küçük musibetler bile birer ikazdır. Hatta çay içerken düşürüp kırdığınız bir bardak da bir musibettir ve bir sinyaldir. O türlü meselelerde teşe’üme girmemeli; onları ölümcül bir hadisenin sinyali görerek paniğe kapılmamalı; fakat, hiçbir hadisenin başıboş olmadığı da hatırdan dur edilmemelidir. Sizi de, sizin davranışlarınızı da yaratan Allah’tır ve her hadisenin bir sinyal yanı gerçekten vardır. İnsan o ikazı anlayabilir, Allah’a teveccüh eder, bir tasaddukta bulunur ve o belaya kefaret olabilecek bir hayır ortaya koyarsa, bunlar, Allah’ın inayetiyle daha büyük kaza ve belaların def’ edilmesine vesile olur. Evet, o türlü musibetler hem birer sinyaldir, hem de aynı zamanda birer kefarettir. Kırılan bir bardak, bir bela ve musibet zincirini kırmış ve günahları da temizlemiş olabilir. Nitekim, bir hadis-i şerifte, “Müslümanın başına gelen hiçbir yorgunluk, hastalık, keder, üzüntü, eziyet, gam ve hatta ayağına batan diken yoktur ki Allah onunla günahlarından bir kısmını bağışlamasın.” denmekte; bir başka nebevî sözde de miktarı az bile olsa sadakanın belaları def’ edeceği söylenmektedir.

64