İslâm alimleri, şehitleri, kendilerine uygulanan dünyevî hükümler ve Allah katındaki durumları itibariyle üç kısma ayırmışlardır. İ’la-yı kelimetullah yolunda ve savaş meydanında vefat eden ya da malını, canını ve ırzını korurken haksız yere öldürülen kimseler hem dünya ve hem de ahiret bakımından şehittirler. Bu durumdaki şehitler yıkanmaz, üzerlerindeki elbiseler çıkarılmaz, öylece namazları kılınarak gömülürler. İnanmadığı halde müslüman görünen ve müslümanların yanında savaşırken öldürülen kimseler de dünyevî kıstaslar açısından şehit sayılırlar, yıkanmadan namazları kılınarak elbiseleriyle gömülürler. Fakat, bunlar, dünya hükümleri bakımından şehit sayılsalar da Allah katında şehit sevabı alamayacaklardır.
Bazıları da vardır ki, Allah katında şehittirler ve şehit mükâfatı alacaklardır; ancak bunlar, diğer ölüler gibi yıkanır, kefenlenir ve namazları kılınarak defnedilirler. Peygamber Efendimiz, şöyle buyurmuştur: “Şehitler beştir: Vebaya tutulanlar, iç hastalıklarına yakalananlar, suda boğulanlar, göçük altında kalanlar ve Allah yolunda canından olanlar.” Ayrıca, aile ve çocuklarının geçimini sağlamak için helâl yoldan çalışıp kazanırken ölen kimseler ve ilim yolunda can verenler de ahiret şehidi sayılmışlardır. Doğum esnasında ölen mü’mine kadın ve karın ağrısından ya da apandisit sancısından ölen bir mü’min de şehit kabul edilir.
Biz, ancak zahire göre hüküm verir; insanları dış görünüşleri ve bize yansıyan halleri zaviyesinden değerlendirebiliriz. Dolayısıyla, imana ve Kur’ân’a gönül vermiş, dilbeste olduğu dava çizgisini senelerce hiç değiştirmemiş; dünyevî ve hatta uhrevî hiçbir beklentiye girmemiş, kendinden bahsedilmesini ve methedilmeyi asla hoş karşılamamış, bencilliğin semtine bile uğramamış ve hep bu hal üzere i’lâ-yı kelimetullah için koşmuş; başka mülahazalar dile getirilince, “Hayır! Rızâ-yı İlâhî bana yeter. Allah razı olmuşsa benim için her şey var demektir. Önemli olan O’nu bulmaktır. O’nu bulmak dışında kurtuluş yoktur” deyip yola revan olmuş ve hizmete giderken de bir yerde bir trafik kazasıyla ötelere yürümüş bir insan hakkında “O şehittir” hükmünü verebiliriz. Hele bir de o insanı yakînen tanıyorsak, onu duygu ve düşüncelerimiz itibarıyla “Şehitlerin Sultanı” Hazreti Hamzaların peşine takabiliriz. İşte bu duygularla ben de Mehmet Hoca hakkında “Şehitlerin Şahı” demiş olabilirim ki bu söz o büyük insan hakkında hüsn-ü zannımın ifadesidir.