İçeriğe geç

Mehmet Hoca, öyle farklı bir çizgi takip etti ki, kendi kriterlerim açısından, tanıdığım onca insan arasında Allah’a onun kadar yakın pek az kimse gördüm diyebilirim. O, ufku engin bir alimdi; düşünce dünyasıyla aksiyonu atbaşıydı. Aynı zamanda, çok mütevazi ve başkalarını da kabullenen bir insandı. Yanında arkadaşlarının methedilmesinden rahatsızlık duymaz; birinin göklere çıkarılmasını kendisinin aşağıda ve altta kalması şeklinde değerlendirmez; bir arkadaşı hakkındaki takdirkar sözleri kendi methediliyormuş gibi kabul eder ve onun adına sevinirdi.

Mehmet Özyurt Hoca, 1988 yılında elim bir trafik kazasında dâr-ı bekâya irtihal etti. Urfa’dan Gaziantep’e giderken ve bir hizmetten diğerine koşarken yanındaki üç güzel insanla, Bayram Acar, Hasbi Hoca ve Diyarbakır’lı bir müteahhitle beraber Allah’a yürüdü.

Şehitlerin Şahı

Malum olduğu üzere, şehitlik mertebesi çok yüksek bir mertebedir; onun üstünde olsa olsa Hazreti Ebu Bekir efendimizin de pâyesi olan, hâlis ve kâmil sadıkların “sıddıklık” mertebesi vardır. (Tabiî, Peygamberliğin diğer mertebelerle kıyaslanamayacağı hakikati mahfuzdur.) Fakat, bazen bir şehit hem şehit hem de sıddık olabilir ya da bir sıddık aynı zamanda şehadet şerbeti de içebilir. Evet, Cenâb-ı Hak, zirvede bulunan ve hakka’l-yakîn mertebesinin temsilcisi olan bir insanı bir de şehitlikle serfiraz kılabilir. Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) eğer Hayber’de aldığı zehirle irtihal-i dâr-ı bekâ buyurduysa, Cenâb-ı Hakk O’nu aynı zamanda şehitlik pâyesiyle ayrı bir derinlikle daha serfiraz kılmış demektir. O’nun başka bir büyüklüğe ve yeni bir derinleşmeye ihtiyacı var mıydı, denebilir. Oysa, Allah nezdinde terakkî nâmütenâhîdir. Allah Teâlâ, o Zat’a öyle nâmütenâhî dereceler ihsan ediyor ki, artık kendisine, içten gele gele hamd etmekten başka bir mülahaza ortaya koymama mertebesi demek olan, “Makam-ı Mahmud” veriliyor. Demek ki, oraya kadar terakkinin yolu var; orası ise zirve.. artık orada oturacak hamd edecek, kalkacak hamd edecek; o makamda dudaklardan dökülen sadece Allah’a karşı hamd ü senâ olacak.

62