Cehennemlere dönük, gözlerimiz Cennetlerin tüllenen şafaklarıyla mest, kalblerimiz de ilâhî rıdvan avında olarak...
İşte bu duygularla bütün bütün hudutlarımızı aşarak, bitevî hodgâmlıklarımızdan sıyrılarak, tahtlarımızı kalb ve ruh ufkuna kurar; dünyaya bakan yönleriyle beden ve cismaniyetin küllerini sağa-sola savurur ve vicdanın bir köşesinde muhafaza ettiğimiz, Cennet’ten getirilmiş kıvılcımları bir kere daha tutuşturur.. ve o alev, o hararet, o ışık altında bu yeni varlığımızı yürekten selâmlar, bahtımıza tebessümler yağdırırız.
428