İçeriğe geç

tesbih taneleri gibi dört bir yana saçılır. Her yanda köpürüp köpürüp Hak katına yükselen bu sihirli sesleri duyup ve gönüllerimizde Cennetler gibi esen şevk u tarâbı yaşadıkça, aşktan, şevkten ve bayramın büyüsünden süzülmüş diriltici bir iksiri içiyor gibi oluruz.

İmana mazhariyetin, Hakk’a kulluğun, kullukta şuurun gönüllerimizi yükseltmiş bulunduğu zirvelerden, yürüdüğümüz yolu seyreder, kader kitabımızı okur, “İşte kitap bu!” der ve tali’imize tebessümler yağdırırız. Bu mazhariyet ve mevhibelerin tadı, lezzeti ruhlarımızı o kadar yumuşakça sarar ki gözlerimiz şükranla açılır kapanır, duygularımız baharlar gibi yeşerir.. derken ruhlarımıza gelip vâsıl olan ilham ve ruhlarımızdan ötelere yükselen inayet kanatlı dualar, münacatlar, sızlanışlar, âdeta tabiatlarımızı aşan semavî bir mânâ, bir hâl ve bir tesire ulaşır. Öyle ki her yeni saat, her yeni dakika, her yeni iş, her yeni imkân daha derince yaşanmaya, daha şuurluca değerlendirilmeye layık birer kıymet alır; alır da ruhanî zevklerle coşmuş vicdanlar “Lütfunu artır Allahım!” der, daha da mest olmak isterler.

Bayram günleri, dinin ve meşru âdetlerin ferahfezâ ikliminde ibadetlerle hazza ve ruhanî hazlarla ibadet neşvesine büründükçe, yepyeni bir varlığa erdiğimizi, ebedîleştiğimizi, sinelerimizin kevn ü mekânlar kadar genişlediğini ve şuurlarımızın ilâhî vâridâtla aydınlandığını daha açık seçik duyar.. ve maddiyatımızın bütün bütün çözüldüğünü, tamamen mânevîleştiğimizi sanırız.. sanırız da hep imanın gönüllerimize saldığı ezelî vaadlere doğru akarız.

Bayram günlerinde yaşadığımız dolu dolu duygularla çok defa kendimizi havada uçuyor veya neş’eli, ahenkli ve pürüzsüz bir yolla ruh iklimine doğru kayıyor gibi hissederiz. Bazen gökyüzünde hiç kanat çırpmadan sağa-sola süzülen

426