İçeriğe geç

Vazifemizin adı cihaddır. Cihad, çok buudlu bir mefhumdur. Kılıç, ölünceye kadar sürecek bir cehd ve gayretler zincirinin halkalarından sadece biri olup, -bir ülkenin işgal edilmesi gibi- yeri ve zamanı gelmeden kullanılmaz. Yeri geldiğinde onu kullanacak bileğin damarları gönülden beslenir; yeri geldiğinde mantıkla başlar üzerinde helezonlar çizer; yeri geldiğinde de gönül ve his buğuları içinde silinir gider. Cihad, hadisin beyanıyla ‘büyük’ ve ‘küçük’ olmak üzere ikiye ayrılır;9 bunların biri maddî ve dışa doğru, diğeri mânevî ve içe doğrudur. Biri, içte muhasebeyle ağlayan göz, diğeri dışta düşmanı gözetleyen murakıp göz. Biri nefse, diğeri cemiyete, biri içte öze erme fethine, diğeri dışta gerilime geçip, gönüllerin ve icap ettiğinde kalelerin ve surların fethine müteveccih.10

Esasen, her iki yüzde de öze erme-erdirme, temizlenme ve saflaşma vardır. Sudaki daireler daima merkezden dışa yayıldığı gibi, bu hususta da her şey gönülden başlar ve bütün varlığa yayılır. Bu demektir ki, dış içe muhtaç, iç de dışa bereketli bir kaynaktır ve bu iki cihad şekli âdeta birer kanat gibidir, birinde arıza oldu mu, diğeri de fazla işe yaramaz ve insan uzun zaman insanî semalarda kalamayıp düşer…

199