İçeriğe geç

Gerçi Allah’ın Resûlü çokluğumuzla iftihar edecek29 ama O’nun iftiharında da yine liyakat esastır. Mekke’de ilk dönemlerde, Dârü’l-Erkam’da, Efendimiz’in yanında 3-5 kişi vardır. Sonra bu sayı 40’a ulaşır; 40, birinci kudsîlerin çekirdeğidir. Ne var ki, 40’a varılıncaya kadar ne dar geçitler geçilmiş, ne derin sular aşılmıştır! Bu çile dönemine yetişip de geri dönmeyenler, cepheyi terk etmeyenler, belli ki ileride, Bedir’de ve Uhud’da da sebat edip yerlerini koruyacaklardır. O, Bedir ve Uhud’da Ali’si ve Hamza’sıyla müşriklerin hakkından geldiği gibi, ileride Ömer’iyle de İran’ın ve Bizans’ın hakkından gelecektir.. ve çok mühimdir; bu devirde sahabe arasında münafıka da rastlanmaz; zira bunların içinde münafığın barınması mümkün değildi. Kaldı ki, o işkenceli dönemde, ‘Lâ ilâhe illallah’ demek, dünya namına bir şey getirmediği gibi, malî ve bedenî pek çok zayiata da sebebiyet verebiliyordu. Bu itibarla, böyle bir sabır ve tahammül döneminde nifak söz konusu olamazdı.

Görülüyor ki, bizim kitle ve çokluk diye bir derdimiz yok; bizim, dünyayı yeniden çimlendirecek nüve, çekirdek ve haslara ihtiyacımız var…

Evet, kalb, akıl, mantık, his ve duygu zaviyesinden doyurulmamış kimseler, hem boşlukta gölge gibi sallanıp duracak, hem de en hafif bir rüzgârda devrilivereceklerdir. Bu itibarla da onlar, bizim matlubumuz olamaz. Evet, Taif’te pişmeden, Hudeybiye hamlesini yapmadan ne Mekke’nin fethi mümkün olabilirdi, ne de kitlelerin fevç fevç İslâm’a girmesi.

214