İçeriğe geç

Bu vazifeyi yaparken son derece şefkatli, merhametli, yumuşak ve müsamahalı olmak lâzımdır. Bilhassa asrımızda, elinden tutulmaya, anlatılacak şeyleri tatlı tatlı anlatıp, düşündürülmeye ve hidayete erdirilmeye muhtaç yığınla insan vardır. Çoğunluğu itibarıyla mevcut şartların bağrında beslenen garip varlıklar görünümündeki bir nesle sert davranmak, “Kaldığın yerde kal!” demekle eş mânâlıdır.

Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Musa’ya, Firavun karşısında bile yumuşak sözlü olması emredilir.20 Efendimiz’e de, hem de Uhud Savaşı’nın ardından inen âyette, “Allah’ın rahmeti sebebiyledir ki, Sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın etrafından dağılır giderlerdi.”21 buyrulmaktadır. İnsanları irşadın bahis mevzuu olduğu pek çok yerde Kur’ân’ın üslûbu hep aynıdır.

Efendimiz bir yerde, “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın, zorlaştırmayın.”22; bir başka yerde de, “Ben insanları idare etmekle emrolundum.”23 buyurmaktadır. Mü’mine ve kazanılmaya müsait olanlara mülayim, müsamahalı ve mürüvvetkârâne davranmak, kâfire ve katı kişilere mantıkî ve insanca yaklaşıp, idare etmeyi bilmek çok mühimdir.

Her hâlükârda gözetilecek husus, mutlaka herkese hak ve hakikati intikal ettirilebilecek bir menfez ve açık pencerenin bulundurulmasıdır. Bütün dinî hakikatleri, karşımıza çıkan şahsın yüzüne ağızdan dolma tüfek gibi birden sayıp dökmeden önce muhatabımızı dinleyip, iç durumunu tespit ettikten sonra muhtaç olduğu şeyleri vicdan ve ruhunun aradığı bir üslûpla anlatmak icabeder ki, celbedelim derken kaçırmış olmayalım. Bu bir taviz de değildir. Burada namazın, Efendimiz’in risaletinin 8. yılında farz kılındığını bir defa daha hatırlamalıyız.

209