19. Son nefesimize kadar ihlâsla anlatmak bizden, neticeyi hâsıl etmek ve hidayet ise Allah’tandır
Bize düşen vazife, ancak tebliğdir.13 Hatırlatır, nasihat eder, fakat zorlamayız14; sevdiğimizi bile, ne kadar yürekten istersek isteyelim hidayet edemez15; ve sadece Cenâb-ı Hakk’ın lütfuyla hidayetlerine vesile olabiliriz16; Allah’a karşı da suiedep olacağından, iş ve hizmetlerimizi neticeye bina etmeyiz.
Öyle peygamberler gelip geçmiştir ki, ömürleri boyunca ısrarla Hakk’ı anlatmalarına ve tebliğde bulunmalarına rağmen, sadece bir-iki kişi ümmetleri olmuştur.17 Bunun gibi, biz de ömür boyu anlatsak, ama kimse hüsnü kabul göstermese, biz yine vazifemizi yapmış oluruz. Şu kadar ki, “Acaba ihlâssızlığımızdan mı böyle oluyor; içimizde bir bozukluk mu var?” diye kendimizi hesaba çekmekten de geri kalmayız. Bir de, “Acaba teknik bir hata mı ettik?” diye düşünür, varsa düzeltmeye çalışırız. Yoksa “Ben bir şey anlatır anlatmaz hemen insanlar gelecek.” şeklinde düşünmek ihlâssızlıktan başka bir şey değildir. İhlâsla kalbin ta derinliklerinden uzay boşluğuna bırakılan herhangi bir söz, bir de bakarsınız hiç ummadığınız bir anda binler-yüzbinler filiz vermiştir.
20. Lugatımızda kırılma, darılma ve ümitsizliğe düşme yoktur
Yukarıda sözünü ettiğimiz hakikate binaen kırılma, darılma ve ümitsizliğe düşmenin lugatımızda yeri yoktur. Kabul görmeyip, Efendimiz ve ashabı gibi eziyetler de çeksek, yine işkencelere katlanacak, yüzümüze karşı savrulan tahkirleri gülerek karşılayacak ve şevkle vazifemize devam edeceğiz; tıpkı ulü’l-azmâne mücadele veren asfiyâ gibi…
21. Vazifemizde istişare esas olup, münferit hareketin yeri yoktur
Dipnotlar
- 13 Bkz.: Âl-i İmrân sûresi, 3/20; Mâide sûresi, 5/92; Ra’d sûresi, 13/40; Nahl sûresi, 16/35, 82; Nûr sûresi, 24/54; Ankebût sûresi, 29/18; Yâsîn sûresi, 36/17; Şûrâ sûresi, 42/48; Teğâbün sûresi, 64/12.
- 14 Bkz.: Ğâşiye sûresi, 88/21-22.
- 15 Bkz.: Kasas sûresi, 28/52.
- 16 Bkz.: Şûrâ sûresi, 42/52.
- 17 Bkz.: Müslim, iman 332.