İçeriğe geç
16. Bölüm

Kur’ân-ı Kerim Ve İlmî Hakikatler

İlim, tecrübe ve deneyler neticesi kesinlik kazanan meseleleri kendine izafe ile ‘ilmî’ kabul ederken, kesinlik kazanmayanlara sadece birer teori ve tahmin nazarıyla bakar.

İlim, geleceğe ait fikir yürütmez. Sadece neticeyi söyler. Realite plânında durum bu olmakla beraber, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), fevkalâdeden ve bir mucize eseri olarak bazı ilmî tespitleri asırlarca evvelinden haber vermiş ve verdiği haberler aynen gerçekleşmiştir. Veya o gün söylediği bazı hususları bugün ilim ancak keşfedip anlayabilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de de bu mevzuyla alâkalı birçok âyet vardır. İster peygamberlere ait mucizeleri misal getirmekle, isterse teşbih, temsil ve işaret yollarından birini kullanmakla olsun, Kur’ân, gelecekte varılacak merhaleyi çok önceden söylemiş ve bununla mucizevî yönlerine bir başkasını daha ekleyerek, Kelâmullah olduğunu bir diğer vecihten daha ispat etmiştir. Zira muhit bir ilme sahip olmayan birinin çok çeşitli ilmî meselelerin asırlar sonra kazanacağı merhalelere asırlar öncesinden işarette bulunması, hatta sarihe yakın bir üslûpla onlardan bahsetmesi mümkün değildir. Hâlbuki Kur’ân, bunu yapmaktadır; öyleyse O, Kelâm-ı İlâhî’dir.

A. Kur’ân’da ne, ne kadar ve ne ölçüde bulunur?

1. Kâinatı ve insanı anlatan bir kitap olarak her şeyi beyan eden Kur’ân’da hiçbir şey eksik bırakılmamış, yaş, kuru her şey, münderecatına dahil edilmiştir.1 İbn Mesud, “Kur’ân’da her şeye ait ilim indirilmiş ve her şey beyan edilmişse de, bizim ilmimiz ondaki her şeyi anlamaya yetmez.”2 derken, İbn Abbas, “Devemin ipi kaybolsa, onu herhâlde Allah’ın Kitabı’nda bulurum.”3 demekte, Süyûtî ise, Kur’ân’da bütün ilimlerin yer aldığını ifade etmektedir.4

114