İçeriğe geç

Demek insan; devamlı arzuladığı, istediği, arkasına düşüp koştuğu, ümitle el ve sinesini açtığı bir kısım hâdiselerle; ürktüğü, korktuğu, öfkelendiği, kaçmak istediği vak’alarla karşı karşıya bulunmakta. Esasen insan, böyle bir korku ve korkudan doğan bir ürkmeyle ve böylesine bir muhabbet ve bu muhabbete dayalı bir ümitle insan olma dengesini devam ettirir. Bu denge sebebiyle cemaat ve cemiyetten ümit kesildiği zaman yeis başgösterir. O zaman da bütün çalışma şevki kırılır ve faaliyet söner. İnsan ümidi kırıldığı zaman atalet ve tembellik içinde kalır. Öyleyse ümidin silinmemesi için, ümidin dayalı bulunduğu muhabbetin pörsütülmeden hayatiyetinin devam ettirilmesi gerektir. Korku fertten ve cemiyetten silindiği takdirde, neticesi düşünülmeden; fert, aile, toplum ve millet topyekün hesapsız işler yapmaya başlarlar. Bu da, bütün bir insanlığın tuğyanına sebebiyet verir.

Onun içindir ki, bu korku ve muhabbet hissi, insanla birlikte yaratılmıştır. İnsanın mahiyetinde, bütün kâinatı içine alacak bir muhabbet ve kâinatta cereyan eden, hususiyle istikbalde kendisini bekleyen veya beklediğini sandığı hâdiselerden ciddî bir şekilde korkusu vardır. Bazen bu korku sebebiyle bütün ümidi temelinden sarsılır, hatta yıkılacağından endişe eder. Yüzü kara, eli boş, Hak karşısına öyle çıkacağından tir tir titrer ve korkar. Bu haddizatında adalet ve istikametin devamı için şarttır. Fakat suiistimal edildiği zaman; her şeyden, yerin zelzelelerinden kuyruklu yıldıza, yılanın, akrebin sokmasından bir mikroba kadar her şeyden korkar. Böyle bir korku ise, insanın istikbalini zehir eder. Çünkü o öylelerden korkar ki, ne acıma bilir ne de merhamet eder. Korku öyle bir belâdır ki, onu başından atacağı âna kadar kat’iyen huzura kavuşamaz.

154