Fatiha Üzerine Mülâhazalar
Kur’ân-ı Kerim’in sûre ve âyetleri arasında çok ciddî bir münasebet ve alâka vardır. Sanki Kur’ân, bir anda ve tek bir mesele için inmiş gibi bir tenasüp arz etmektedir. Besmele ile Fatiha sûresi arasında da aynı hususu görmekteyiz. Ancak bu münasebeti arzdan evvel bir iki meseleye temasta fayda vardır:
Bir lafzın mânâya üç şekilde delâleti olur:
Birincisi: Vaz’ delâletidir. Her kelime, kendine ait bir mânâya delâlet eder ki, herkesin anladığı ve anlayacağı bu mânâya, ifade edilen lafız vaz’edilmiştir; yani o lafız, önce herkesin anlayacağı o mânâ içindir. Umum insanların anlayışı bu merkezdedir. Meselâ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ dediğimizde “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” mânâsı vaz’î bir delâlettir.
İkincisi: Aklî delâlettir ki, bir mertebe daha hâstır. Meselâ: Aynı cümlede, niçin اَلْحَمْدُ önce, لِلّٰهِ sonra zikredilmiştir, “Allah” lafzının delâlet ettiği mânâlar nasıldır, gibi sorularla bazı hakikatlere yol bulma aklî bir delâlettir.
Üçüncüsü: Zevkî delâlettir; bu, ikinci mertebe olan aklî delâletin bir mertebe daha üstündedir. Havâssü’l-havâssa has bir husustur. Meselâ, اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ cümlesini meydana getiren kelimelerin sıralanışı ve eş anlamlılarına kıyasla bu kelimelerin tercih hikmeti gibi meselelerin yanında, zâhirden öte bazı mânâları duyarak zevketme bu mânâya dahildir.