İçeriğe geç
16. Bölüm

G. “iyyâke Na’büdü…” Âyeti

Bize O’nu bulduran bütün bu araştırmalardan sonra Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna geliyoruz. Sanki sûrenin oraya kadar olan kısmı bizi O’nun karşısına çıkmaya hazırladı ve bu hazırlıktan sonra biz de, Cenâb-ı Hakk’ın huzur-u kibriyâsına çıkarak kulluğumuzu takdim etmek istiyor ve إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ diyoruz. “Namaz, mü’minin miracıdır.”1 diyen Söz Sultanı, işte bu noktaya dikkat çekmektedir. Sen, kavisler çiziyor, helezonlar meydana getiriyor, mekânı aşıyor, imkânla vücub arasına yükseliyor ve “cem”i, “fark”ı bir arada tutabilecek bir keyfiyet-i mahsusada “Yalnız Sana kulluk yapar, yardımı Senden isteriz.” diyecek makama yükseliyorsun. Ne büyük saadet ki, Nebiler Sultanı’nın madde ve mânâsıyla yükseldiği miraçtaki makama sen de inanç, kanaat ve yakîninle, günde beş defa çıkmaya muvaffak oluyorsun.

a. “Abede-Ubûdet-Ubûdiyet ve İbadet” Kelimeleri

نَعْبُدُ fiil-i muzari, nefs-i mütekellim maal gayr, yani, geniş zaman birinci çoğul şahıs kipindedir. Kelime, “abede”, “ubûdet”, “ubûdiyet” veya “ibadet” kelimelerinden türemiştir.

150