İşte إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ deyip bizlere, kendisine yönelmeyi öğretirken yardım talebi salâhiyetini de bize veriyor. Âdeta, “Yardım talep edebilirsiniz, sizden talep, kesb, teveccüh; Benden yaratma, meydana getirme ve elden tutma; sizden gerilim, Benden yüksekler yükseğine alıp götürme.” diyor. Biz de, O’ndan dilerken ve bu yardım dilemeyi O’nun kelâmında, O’nun emri olarak öğrenirken, bize talep etme salâhiyetinin verildiğini görüyoruz. Öyleyse her işimizde bir Fâil-i Hâlık’ın eserinin nisbeti vardır. Meydana gelen her şey Hâlık ve Fâil olan Allah’ın, kesb ise bizimdir. Fiil, bu iki şeyin nisbetinden doğuyor. Ve insana öyle bir pâye, öyle bir şeref veriliyor ki, burada Hâlık’la mahluk, Mâbud ile abd bir paylaşma ve dengeleme durumunda bulunuyor. Yani biz kulluk yapacağız. Allah da elimizden tutacak. Meseleyi böyle anladıktan sonra, artık ne cebre ne de itizale sapma meselesi asla bahismevzuu olamaz.
Burada çok kısa olarak kadere de temas etmek istiyorum. Aslında bu bahis, kaderle alâkalı mevzuda ele alındığı için orada mütalâa edilmesi daha uygun olur.