Bir de gayr-i zarurî olan avn ve yardım vardır ki, bir işi yapacağımız zaman Cenâb-ı Hak melek, melekûtiyet, Rahmet ve Rahmâniyeti ile teşvik eder, yol gösterir. “Hâdî” ismi ile imdadımıza yetişir, yolları aydınlatır ve bizleri irşad eder. Fıkıh usûlüyle meseleyi anlatacak olursak bunlardan evvelkine “kudret-i mümekkine”, ikincisine de “kudret-i müyessire” denir. Birincisi, mümkün kılan bir kudrettir, ikincisi de, kolaylaştıran bir kuvvet ve kudrettir. İşte biz yaptığımız her şeyi, başta Allah’ın yarattığı âzâ ve kabiliyetlerle, sonra da yine O’nun inayetine dayanarak yaparız. Burada şu hususu da anlatmadan geçemeyeceğim:
Kendi yaratılışımızdan, “yaptık, ettik” dediğimiz fiillerimize kadar, bütün davranışlarımız Allah tarafından yaratılmaktadır. Allah, ilk yaratılışı cebren yapmıştır. Yani ilk yaratılış cebrî ve vehbîdir. Allah, yarattığı dünyanın hendesesini insanlara sormamıştır. Onu Kendi çizmiş, Kendi yaratmış ve Kendi var etmiştir. İşin bu tarafında tamamen cebir ve hâkimiyet hükümfermadır. İnsana Cennet’i ve Cehennem’i kazandıran ve buna sebep olan iradeye gelince; (yukarıda tafsilatıyla arz ettiğimiz gibi) bu irade Cenâb-ı Hakk’ın rahîmiyeti ile verilmiştir. Ancak bizden hâsıl olan her iş ve fiil yine Allah tarafından yaratılmaktadır.