Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, “ben” demeyi yasaklayıp “biz” deyin derken işte bu mânâda bir cemiyetin teşekkülünü hedefler. Sonra da o mükemmel fertlerin, yeni oluşumları meydana getireceğine işaret ve irşad buyurur. Daha sonra o oluşumların içinden, beyne doğru giden bir kısım atomlar, moleküller gibi saflaşan, cemiyet beyninde bulunmaya liyakat kazanan bir kısım kimseler cemiyetin başına geçer ki, böylece idarî mekanizma kendi kendine teşekkül etmiş olur. Bunlar kaprisi olmayan, vicdanı geniş fertlerdir. Onları da ancak Nebi ahlâk ve terbiyesi yetiştirir.
أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ11 denilerek, Nebi’nin sinesindeki inşirahın, genişliğin, minnet makamında anlatılması çok mânidardır. Allah Peygamberi’dir ki, sadrını, sinesini, açtıkça açmış; en olumsuz davranışları müsamaha ile karşılamış ve cemaate giden yolları göstermiştir. Bu sebeple vicdanın genişliği, açıklığı, inşirahı nispetinde cemiyet gelişip, güç kazanıyor. Demek oluyor ki, bir cemiyetin, tarihin kaderinde hâkim rol oynaması, o cemiyeti teşkil eden fertlerin vicdanlarının genişlik veya darlığıyla çok alâkalıdır.
Dipnotlar
- 11 “Biz, senin sineni açıp ruhuna genişlik vermedik mi?” (İnşirâh sûresi, 94/1)