İçeriğe geç
17. Bölüm

H. “ihdina’s-sırâta’l-müstakîm” Âyeti

Allah’a karşı kulluk, çaplı insanların işidir. Fert tek başına değil, ancak dayandığı, itimat ettiği ve bağlandığı cemaatle beraber, Allah’ın azametine uygun bir kulluk takdim etmiş olacaktır. İşte kul, ihtiyaçlarını, aczini, fakrını anladığı böyle bir anda اِهدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ demek suretiyle ilâhî yardımların beklentisi içinde yardımı sadece Cenâb-ı Hak’tan istiyor. İsterken de, kendisi için en önemli yardımın ne olacağını bilemediğinden, Allah (celle celâluhu), rahmetinin eseri olarak ona en evvel istemesi gerekeni öğretiyor ve kuluna اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ demesini buyuruyor.

Zira insan, Cenâb-ı Hakk’ın hidayeti olmadan ne ferdî ve ruhî hayatını düzene koyabilir, ne de ailevî ve içtimaî hayatını. Bütün bunlar Allah’ın hidayet vermesine bağlıdır.

İnsan ruhunun analizi ve incelenmesi; zaaf ve faziletleriyle onu anlama beşerî ölçülerle yapılınca, netice daima hatalı ve eksik olacaktır. Hâlbuki bu mevzuda ölçü olarak ilâhî prensipler kabul edildiği takdirde, hakikat anlaşılıp idrak edilecek ve ruha ait karanlık kalan kısımlar da gün ışığına çıkıp aydınlanacaktır.

Aile yapısı da ilâhî prensiplere göre ayarlanmalıdır. Aksi düşünce ve faraziyelerin, aile hayatını ne hâle getirdiği herkesin ve her kesimin malumudur.

Gerçek cemiyet de, hakikî mânâsıyla ancak ilâhî prensipler çerçevesinde kurulabilir. Zira ittifak ancak ve ancak hüdâdadır. O’nun dışında temin ve tesis edilen ittifaklar, geleceği olmayan gizli ve korkunç ihtilaflardır.. dolayısıyla da böyle ihtilaflarla kurulmuş bir cemiyete cemiyet denemez.

İşte bütün bu aksaklıkların giderilip, en uygun ve münasip olanın keşfedilebilmesi için Cenâb-ı Hakk’ın hidayeti zarurîdir. Onun içindir ki, bizler, O’ndan bizi yolların doğrusuna hidayet etmesini istiyor ve اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ diyoruz.

a. Hidayet Ne Demektir?

175