İçeriğe geç

İslâm, işverenin hakkının zimmete geçirilmesini haram saymaktadır. Patron işçiye zulüm yapsa dahi, işçi ona zulüm yapmamalıdır. Aynı mesele aksi durum için de söz konusudur. Zira başkasının zulmü, insanı zulüm işlemekte mazur hâle getiremez:

“Başkalarının zulmü ve cevri sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Âdil olun, zira bu, takvaya daha uygundur.”6 âyeti karşısında her mü’min tir tir titrer.

İslâm’ın çizdiği motif içinde işçi ve işveren, aynı cesedin uzuvları gibidir. Aralarında nefret, adavet, kin ve şekavet yoktur. İşçi işçilik ahlâkına, işveren de işveren ahlâkına riayet eder. Birisi işi en güzel şekilde yapar, diğeri de ona daha teri kurumadan hakkını verir ve her iki taraf da birbirine kardeş gibi davranır.

Bu sistemde, işçi ile patronun asgarî müşterekleri o kadar çoktur ki, işçi ile patron arasında hayat standardı bakımından âdeta bir fark yok gibidir. Zaten İslâm, lüks ve israfı haram kılmış, daima sade bir hayatı teşvik etmiştir.

İşveren, ne kadar zengin olursa olsun, İslâmî bir ölçü içinde yaşayacak olursa, onun hayat standardı ve yaşama seviyesi sıradan bir insanınkinden çok da farklı olmayacaktır. Yani, İslâm’da ferdin tabiî hayat tarzı budur. İşte böyle bir cemiyet içinde aşırı derecede standart farklılıkları da olmayacaktır.

Bu sistemde, Ebû Zerr’in yaptığı gibi, bir insanın kölesiyle aynı elbiseyi giymesi ve aynı şeyi yemesi gayet normaldir. Ve yine halife ile hizmetçisinin bir tek bineği nöbetleşe kullanıp, deveye sıra ile binmeleri hiç de fevkalâdeden bir hâdise değildir.

İşte İslâm’da ücret meselesi, böyle bir espri içinde ele alınmakta ve hem işçi hem de işveren asla mağdur edilmemektedir.

370