Müslüman işverene gelince; emri altında çalıştırdıkları onun kardeşleridir. Yediğinden yedirir, giydiğinden giydirir ve onlara gücünün üstünde yük yüklemez. Yükleyecek olursa, kendisi de o yükün altına giriverir.2 Gönül verdiği temel kaynak itibarıyla bütün bunlar daha önceden onun kulağına birer teşvik olarak fısıldanmıştır.
Ne var ki, âlemşümûl bir adalet mesajıyla gelen İslâm, zaten diğer dinamikleriyle de böyle bir zemin hazırlamaktadır. Dolayısıyla bu teklifler, hiçbir Müslüman işveren için tâkatinin üstünde teklifler değildir. Aynı zamanda Müslüman işveren, işçinin ücretini, daha alın teri kurumadan verir. Bu, işçiyi psikolojik olarak rahatlatacağı ve onun şevkini artıracağı gibi, işvereni de aynı şekilde rahatlatacaktır.
Diğer taraftan işçinin sağlığı ile oynayan hiçbir iş koluna, İslâm cevaz vermez; zira bir insanın hayatı, Allah katında bütün insanların hayatı kadar değer ve kıymete sahiptir.3 Durum böyle olunca, yüzde yüz emniyet ve yüzde yüz sıhhat kazandırılmadıkça, İslâm bir işçiyi yerin derinliklerine salıp oralarda çalıştırmaya asla razı olamaz. Zaten şuurlu hiçbir Müslüman işveren de böyle bir vebali göze alamaz.
Böyle bir durumda mesele, zaten, hiçbir zaman ferdin şahsî inisiyatifine de bırakılamaz. Bu gibi iş yerlerini denetim ve kontrol altında tutmak devletin vazifesidir.
a. Ücretlerde Farklılık
Ücret mevzuunda üzerinde durulması gereken bir diğer husus da ücretin çeşitliliği meselesidir. Cenâb-ı Hak, insanları ayrı ayrı istidat ve kabiliyette yaratmıştır. Kabiliyetlerdeki bu ayrılığın, yapılan işe aksetmesi ne derece normal ise, yapılan işlerdeki ayrılığın da ücrete aynı şekilde aksetmesi o derece tabiîdir.
Dipnotlar
- 2 Buhârî, iman 22; ıtk 15; edeb 44; Müslim, eymân 40; Tirmizî, birr 29.
- 3 Mâide sûresi, 5/32.