İçeriğe geç

Üstad kalemlerin ele aldığı büyük millî eserler tarihî değerlerimiz adına milletin hafızası gibidir. Bu hafızaya kaydedilmiş bütün dinî ve millî değerler, nesiller boyu herkesin, karşısına geçip kendine çeki düzen vereceği bir endam aynası ve her zaman içine kovasını salıp “âb-ı hayat” çıkaracağı bir kevser kaynağıdır. Böyle bir endam aynasından mahrum olan milletlerin özleriyle kalmaları oldukça zor; böyle bir kaynağa ulaşamayanların da yaşamaları imkânsızdır.

Bizler, yeryüzünde pek çok medeniyetler kurmuş, şanlı ve muhteşem geçmişi olan bir milletiz. Ancak, ne yüksek zevklerimizi, ne medeniyet felsefemizi, ne de tarihî zenginliklerimizi, dünyaya tesirimiz ölçüsünde kat’iyen anlatamamışızdır. Anlatmak şöyle dursun, layıkıyla araştırıp, öğrenip hafızalarımıza nakşettiğimiz dahi söylenemez.

Daha hazini de, dünyanın dört bir yanında sahip olduğumuz toprakları, dinî ve millî değerlerimizi koruma uğrunda gösterdiğimiz kahramanlıkları, mukaddeslerimizi muhafaza yolunda elde ettiğimiz şehitlik ve gazilikleri, ebedî kalacak şekilde ifade edememiş, destanlaştıramamış ve üstadca şiirlerin, nesirlerin ölümsüzleştiren iklimine emanet edememişizdir.

Kim bilir, milletimizin, nice dâsitanî ve harika yanları böyle bir vefasızlığa uğrayarak kaydedilmedi ve unutulup gitti..! Firdevsî, milletinin mağlubiyet sahneleri arasından, kendince bulup çıkardığı tabloları, ifade üstadlığının bütün gücünü kullanarak “altmış bin” beyitlik “Şehnâme”siyle destanlaştırdı. Eğer Firdevsî, dillere destan o şairlik otağını, soylu milletimin dolaştığı zirvelere kurabilseydi, kim bilir nasıl fevvareler gibi fışkıracak, girdaplar gibi derinleşecek ve yanardağlar gibi ateş olup dört bir yana savrulacaktı..!

97