Namazlar, rükünleri, şartları, sıhhat ve fesadı sünnet ve âdâbıyla; hac, ifradı, kıranı, temettüü ve bütün teferruatıyla; zekât, nisabı, nevileri ve eda keyfiyetiyle Kur’ân’da mücmel olarak zikredilip de, haklarında sünnetle ayrıntılı bilgi verilen meselelerin sadece birkaçıdır. Kur’ân-ı Kerim’de miras âyetlerinin âmm olarak zikredilmesine rağmen, peygamberlerin mallarının miras olmayacağı, birbirine mirası olanlar arasında katlin mirastan mahrumiyete sebebiyet vereceği sünnetle tahsis edilen ahkâmdandır. Bundan başka, Kur’ân-ı Kerim’de mutlak olarak zikredilen pek çok hüküm vardır ki, onlar da yine sünnetle takyit edilmiştir. Bu arada, Kur’ân-ı Kerim’in bir tek kelime ile dahi temas etmediği ve müstakillen sünnetle ele alınan meseleler de az değildir. Ehlî eşeklerin ve yırtıcı hayvanların etlerinin haram edilmesini, hala ve teyze üzerine yeğenlerin izdivacının yasaklanmasını bu cümleden sayabiliriz.
Bu itibarladır ki, ilk asırdan bugüne kadar, Kur’ân’ın yanında sünnet de aynı ihtimama mazhar oldu; “Kitap” gibi kaydedildi, üzerinde müzakereler yapıldı ve eslâfdan ahlâfa kitaplar, kitapçıklar hâlinde intikal etti.
Allah Resûlü, hayat-ı seniyyelerinde, kendine itaat etmeyi ve sünnetine uymayı dinin bir parçası sayıyor; söylediği her sözün arkadan gelecek nesillere ulaştırılmasına teşvikte bulunuyor.. hatta ashabına uzak yerlerden hadis dinlemeye gelenlere mülayim ve yumuşak davranmayı emrediyor; söylediği sözlerin mutlaka dinlenip bellenmesi için tahşidat yapıyor.. muhataplarının anlayıp ezberlemelerine yardımcı olmak için yerinde konuştuğu şeyleri birkaç defa tekrar ediyor ve yerinde de mübarek sözlerinin kaydedilmesini tavsiye buyuruyorlardı.