İçeriğe geç

O, şaşkın ve hayret dolu gözlerimize, kendine has mahremiyetiyle her açılışında, vaktiyle taze, genç, alâka duyulan şimdi uçmuş renkleri, ölgünleşmiş manzarası; vaktiyle süslü ve nazlı, şimdi ihtiyar ve mecalsiz hâli, vaktiyle ibadet ü taatle çınlayan kubbesi, burcu burcu ruh ve mânâ kokan çevresi, şimdi solmuş nakışları, kesilmiş sesi ve levsiyat işgaline uğramış etrafıyla âdeta, bir insanın inkıraz bulan tâli’ini mırıldanmaktadır.

Evet, Mescid-i Aksâ ki, bir zamanlar olgun ruhunu dolduran bin bir hatıra ile taşkın; geniş, yaldızlı, ziyalı ve sükûneti üfül üfül; kulakları semada, dudakları kalbimizin kulaklarında bize huzur fısıldayan dupduru bir ilâhî nefehat kaynağı iken, şimdi gözlerimizi yaşlarla dolduran hâli, gönüllerimizi ezen melâli ile bize hüzün bestesi söyleyen kekeme bir dil…

199