İçeriğe geç

Evet, her fırsatta kendini medeniyetin beşiği, insanı, insanî değerlere taşıyan aydınlık koridorun ışık kaynağı ve devletlerarası dengenin en önemli unsuru gören “batı” dediğimiz bu insafsız dünya, hemen her zaman ya bizzat veya iğfal ettiği bir kısım çapulcularla –hem de medeniyet adına– vahşetlerin en utandırıcılarını irtikâp etmiş, insanlığı ışığa çıkaracağım diye, yığınları sürekli karadelikler etrafında dolaştırmış ve dünyanın her yanında, milletlerarası muvazeneyi bozucu karanlık oyunlar oynamış, akla hayale gelmedik entrikalar çevirmiştir.. hele İslâm alemine karşı hiç mi hiç insaflı olamamış.. insaflı olmak bir yana, her fırsatta gelip gelip bu mazlumlar diyarına yüklenmiş ve onu bölüp parçalamıştır. Bu insaf mahrumu dünya, yer yer ırk ve mezhep mülâhazasıyla bu koca âlemi birbirine düşürmüş, öyle kindar, öyle kanlı bir ittifaktır ki, zamanın hiçbir diliminde ve tarihin hiçbir devrinde kat’iyen haçlı düşüncesinden kurtulamadığı gibi hilâli de hiçbir zaman hazmedememiştir.

Bu mağrur ve bencil dünya, her zaman kendisini medeniyet kürsüsünün biricik hatibi, ilim ve düşünce hayatının en aldatmaz rehberi görmüş; dolayısıyla da herkesi cehaletle, barbarlıkla karalamış; tabiî, ona göre, bu cahil ve barbar yığınların(!) hakk-ı hayatı ve hikmet-i vücudu olmadığından, onları ortadan kaldırmada da beis görmemiştir.. görmemiş ve bu vahşi, bedevi –gerçek vahşiler ve bedeviler zamanın tefsiri içinde ortaya çıkacaktır– milletlerin içişlerine karışmış; bu karışmayı da medeniyet ve demokrasi –bunca zulüm ve şenaate vize veren bu ucubeler de ne ise?– hamleleri saymış; kan dökmüş, kan içmiş, ülkeler yakıp yıkmış, idare şekillerine müdahalede bulunmuş ve kendi içindeki boğuşmaları aşabildiği ölçüde hemen her zaman başkalarıyla uğraşmış.. sonra da bütün bunları bir fazilet ve insanlık mücadelesi gibi göstermeye çalışmıştır.

26