İçeriğe geç

İşte, böyle bir atmosfer içinde her biri birer yol kesiciden ibaret olan bedenî duygu ve cismanî düşünceler, yıllarca geçeceğimiz yollarda pusular kurarak, vicdana kapalı ruhları avlayıp durdu ve onlara çeşit çeşit öldürücü şaraplar sunarak, onları hezeyan yığınları hâline getirdiler. Mukayese ve muhakemelere kapalı, düşünmez, anlamaz, tartıp değerlendirme bilmez hezeyan yığınları…

Bu itibarladır ki, şimdilerde, her zamankinden daha ziyade gönül hikâyeleri dinlemeye muhtaç olduğumuzun idraki içindeyiz ve onlarda Hazreti Mesih’in soluklarının dirilticiliğini görüyoruz. Dünya var olduğu günden bu yana, her zaman semalar ötesi âlemlerde pervaz edip yol alan tâli’liler, hep bu, tenini aşmış, beden kaydından kurtulmuş, melekler gibi kanatlı, ruhanîler gibi buudlu ve sürekli gönlünün derinliklerinde yaşayan ruh insanları arasından çıkmıştır. İki cihanın dizginlerini elinde tutan bu gönül erleri, herkesin kapı kapı dilencilik yaptığı dönemlerde, Cennet servetlerinin sergilendiği tepelerde dolaşmış; istiğna1 soluklamış, istiğna ile gerilmiş ve istiğna ile kanatlanmışlardır. Ne dünyanın tozu toprağı onların ufkunu karartmış, ne de Cennetlerin rengârenk imrendiriciliği başlarını döndürebilmiştir. Her işlerinde Dost’un dostluğunu peyleyerek en kazançlı ticarete talip olmuş ve gönlün var oluş hikmetine, mukabelelerin en insancasıyla mukabelede bulunmuşlardır. Daha ilk hamlede seslerine ötelerin soluklarını katarak aşklarını terennüm eden bu insanlar, ikinci hamlede nefeslerini galaksilerin kol gezdiği âlemlere yükseltmişlerdir.

140