İçeriğe geç
Sözler

dizgini elinde, anahtarı katında bulunan, gece ile gündüzü, kış ile yazı bir kitabın sayfaları gibi kolayca çeviren, dünya ve ahireti iki oda hükmüne getirerek birini kapayıp ötekini açan bir Kadîr-i Zülcelâl olduğunu ifade eder. Madem böyledir, bütün delillerin neticesi olarak Kur’an şöyle der: وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ,yani sizi mezarlarınızdan kaldıracak, diriltip yüce huzurunda hesabınızı görecektir.

İşte şu ayetler, zihni ve kalbi, haşri kabul etmeye hazırlar. Çünkü dünyadaki benzer icraattan da örnekler verir.

Hem bazen Kur’an ahirette olup bitecekleri öyle tarif eder ki, dünyadaki benzerlerini hatırlatır. Böylece onları akıldan uzak görüp inkâr etmeye meydan bırakmaz.

Mesela: إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ ilâ âhir… Ve إِذَا السَّمٓاءُ انْفَطَرَتْ ilâ âhir… Ve إِذَا السَّمٓاءُ انْشَقَّتْ ilâ âhir...

İşte şu sûrelerde, kıyamet ve haşirdeki büyük inkılâplar ve rubûbiyetin icraatı öyle anlatılır ki, insan onların benzerlerini dünyada, mesela güz ve bahar mevsimlerinde gördüğü için, kalbe dehşet verip akla sığmayan o değişimleri kolayca kabul eder. Şu üç sûrenin mealine kısa bir işaret bile pek uzun olur. Onun için örnek olarak bir tek ifadeyi göstereceğiz. Şöyle ki:

وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ beyanı, “Haşirde herkesin bütün amelleri bir sayfa içinde yazılı olarak neşredilecek.” mânâsını ifade eder. Şu mesele tek başına çok hayret uyandırdığından akıl ona yol bulamaz. Fakat sûrenin işaret ettiği üzere, bahar mevsiminde başka noktaların misalleri olduğu gibi, şu meselenin de benzeri çok açıktır. Çünkü meyve veren bir ağacın ve çiçekli bir otun da amelleri, fiilleri, vazifeleri bulunur. Allah’ın isimlerini ne şekilde göstererek tesbihat yapmışsa ona göre kulluğu vardır. İşte onun bütün bu amelleri hayatıyla beraber bütün çekirdeklerinde, tohumcuklarında saklanıp başka bir baharda, başka bir zeminde ortaya çıkar. Kendi suretinin diliyle asıllarının amellerini açıkça zikrettiği gibi; dal, budak, yaprak, çiçek ve meyveleriyle de amel

149