İçeriğe geç
Sözler

vücuda getirip de başka, daimî bir kâinatı yaratmaması hiç mümkün müdür?

Bir sergi, imtihan meydanı ve tarla hükmündeki bu dünyanın Hakîm, Kadir ve Rahîm Fâtır’ının burayı yaratıp onun bütün gayelerine mazhar olacak ahiret yurdunu yaratmaması imkânsızdır!

İşte bu hakikate on iki “kapı”dan girilir. O kapılar on iki “hakikat” ile açılır. En kısa ve basit olandan başlayalım:

Birinci Hakikat

Rubûbiyet ve saltanat kapısıdır. Rab isminin cilvesidir.

Hiç mümkün müdür ki, tecellisi olan fiillerle rubûbiyet, saltanatıyla da ulûhiyet, kusursuzluğunu göstermek için böyle bir kâinatı gayet yüce gayeler ve yüksek maksatlarla yaratsın da o gayelere iman ve kullukla karşılık veren müminleri mükâfatlandırmasın; inkâr ve hor görmekle karşılık veren dalâlet ehlini cezalandırmasın!

İkinci Hakikat

Kerem ve rahmet kapısıdır. Kerîm ve Rahîm isimlerinin cilvesidir.

Hiç mümkün müdür ki, gösterdiği eserlerle sonsuz cömertlik, rahmet, izzet ve gayret sahibi olan şu âlemin Rabbi, cömertliğine ve rahmetine lâyık mükâfatlar, izzetine ve gayretine yakışır cezalar vermesin!

Evet, şu dünyanın haline bakınca, en aciz ve zayıftan en kuvvetliye kadar her canlıya ihtiyacı olan rızkın verildiği görülüyor. En zayıf ve en aciz canlıya en iyi rızık veriliyor. Her dertliye ummadığı yerden derman yetiştiriliyor. Öyle yüce bir cömertlikle ziyafetler, ikramlar oluyor ki, her şeyde sonsuz bir kerem sahibinin elinin işlediğini açıkça gösteriyor.

89