İçeriğe geç
Sözler

işleri zikreder. Veyahut gelecekten ve ahiretteki harika ilahî icraattan öyle bahseder ki, gördüğümüz pek çok misalle ona inanırız.

Mesela:

أَوَلَمْ يَرَ الْإِنْسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ

ayetinden surenin sonuna kadar... İşte şu bahiste Kur’an-ı Hakîm, haşir meselesini yedi-sekiz farklı şekilde ispat ediyor.

Öncelikle dünyaya ilk gelişi nazara veriyor ve diyor ki: “Bir damla sudan kan pıhtısına, ondan küçük bir et parçasına ve ta insanın ortaya çıkışına kadar olan yaratılışınızı görüyorsunuz. Nasıl oluyor da öldükten sonra diriltilmeyi inkâr ediyorsunuz? Bu, ilk yaratılışın benzeridir, hatta ondan daha kolaydır.”

Hem Cenâb-ı Hak, insana sunduğu büyük ihsanlarına الَّذِي جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْأَخْضَرِ نَارًا ayetiyle işaret ederek diyor ki: “Size böyle nimet veren bir Zât, sizi başıboş bırakmaz ki kabre girip kalkmamak üzere yatasınız!”

Hem şu mânâya işaret ediyor: “Ölmüş ağaçların dirilip yeşillendiğini görüyorsunuz. Odun gibi kemiklerin hayat bulmasını buna kıyaslamayıp akıldan uzak sayıyorsunuz. Gökleri ve yeri yaratan Zât, göklerin ve yerin meyvesi olan insana hayat vermekten ve onu öldürmekten aciz kalır mı? Koca ağacı idare eden, o ağacın meyvesine kıymet vermeyip onu başkasına mal eder mi? Neticesini terk etmekle, bütün kısımları hikmetle yoğrulmuş yaratılış ağacını abes ve beyhude kılar mı zannediyorsunuz?”

Hem diyor ki, “Ahirette sizi diriltecek Zât öyle bir Zât’tır ki, kâinat O’nun emri altında bir asker hükmündedir, ‘kün feyekûn’ emrine tam bir itaatle boyun eğer. Bir baharı yaratmak, O’na bir çiçeği yaratmak kadar kolay gelir. Bütün hayvanları var etmek, O’nun için bir sineğin yaratılışı kadar kolaydır. Böyle bir Zât’a karşı مَنْ يُحْيِ الْعِظَامَ deyip kudretini acizlikle itham ederek O’na meydan okunmaz.”

Sonra فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ tabiriyle O’nun, her şeyin

148