İçeriğe geç
Sözler

Dokuzuncu Esas: Öyle bir Rahman, öyle bir âlemde, has kullarına öyle ikramlar sunacak ki, ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne de şimdiye kadar kimsenin aklından geçmiştir. Âmennâ...

Yedinci Hakikat

Muhafaza ve görüp gözetme kapısıdır. Hafîz ve Rakib isimlerinin cilvesidir.

Hiç mümkün müdür ki, yüce bir fıtrattaki, yeryüzünün halifeliği gibi yüksek bir rütbedeki ve ‘emanet-i kübra’ya sahip çıkmakla vazifeli insanın kâinattaki rubûbiyete temas eden amelleri; gökte ve yerde, karada ve denizde, yaş kuru, küçük büyük, basit veya kıymetli her şeyi tam bir intizam ve dengeyle koruyup gözeten, bir tür hesapla onların neticelerini eleyen bir muhafaza içinde kaydedilmesin! Yaptıkları hesap eleğinden geçirilmesin, adalet terazisinde tartılmasın ve insan hak ettiği cezayı çekip mükâfatı görmesin! Hayır, asla!..

Evet, şu kâinatı idare eden Zât, her şeyi bir düzen ve denge içinde kaydediyor. Bu, ilim ile hikmetin, irade ile kudretin neticesidir. Her varlığın gayet sanatlı, muntazam ve dengeli yaratıldığını görüyoruz. Bir canlının hayatı boyunca değiştirdiği suretler muntazam olduğu gibi, genel hali de bir ahenk içindedir.

Zira görüyoruz ki, Hafız-ı Zülcelâl, vazifesinin bitmesiyle ömrüne son verilen ve şu görünen âlemden göçüp giden her şeyin birçok suretini koruyucu levhalar hükmündeki hafızalarda ve bir tür misalî aynalarda saklıyor. Onların hayat programlarını çekirdeklerine, meyvelerine nakşedip yazıyor. Görünen ve görünmeyen aynalarda bâkileştiriyor. Mesela, insanın hafızası, ağacın meyvesi, meyvenin çekirdeği ve çiçeğin tohumu, bu muhafaza kanununun ne çok şeyi kuşattığını gösteriyor.

104