İçeriğe geç

Ben ihtiyarlıyorum, bundan sonra kaç sene yaşayacağımı bilmiyorum. Öyleyse benim en mühim işim, ebedî hayat için çalışmaktır. Ebedî hayatı kazanmanın birinci vasıtası ve ebedî saadetin anahtarı imandır, ona çalışmak gerekiyor. Fakat ilim itibarı ile insanlara da bir faydamın dokunması için dinen hizmetle vazifeli olduğumdan, hizmet etmek isterim. O hizmet, ya dünya ve toplum hayatına ait olacak; bu ise elimden gelmez. Hem fırtınalı bir zamanda sağlam hizmet edilmez. Onun için o tarafı bırakıp en mühim, en lüzumlu, en selametli yol olan imana hizmet yolunu tercih ettim. Kendi nefsime kazandığım iman hakikatlerinin ve nefsimde tecrübe ettiğim manevî ilaçların diğer insanların eline geçmesi için o kapıyı açık bırakıyorum. Belki Cenâb-ı Hak bu hizmeti kabul eder ve eski günahıma kefaret yapar. Bu hizmete, kovulmuş şeytandan başka hiç kimsenin –mümin olsun, kâfir olsun; sıddık olsun, dinsiz olsun– karşı gelmeye hakkı yoktur. Çünkü imansızlık başka şeye benzemiyor. Zulümde, hak yoldan sapmakta, büyük günahları işlemekte çirkin, şeytanî birer lezzet bulunabilir. Fakat imansızlıkta hiçbir şekilde lezzet yoktur. O, elem içinde elem, karanlık içinde karanlık, azap içinde azaptır.

İşte böyle sonsuz, ebedî bir hayat için çalışmayı ve iman gibi kutsî bir nura hizmet etmeyi bırakmak, ihtiyarlık zamanında lüzumsuz, tehlikeli siyaset oyuncaklarına atılmak benim gibi dünya ile alâkasız, yalnız, eski günahlarına kefaret aramaya mecbur bir adam için ne kadar akıl dışıdır, hikmete ne kadar terstir, ne derece divaneliktir; divaneler de anlayabilir.

Ama “Kur’an ve iman hizmeti niçin seni siyasetten men ediyor?” dersen, derim ki: İman ve Kur’an hakikatleri birer elmas hükmünde olduğu halde, siyasete karışsam, kolay kandırılabilen halk tabakası, elimdeki o elmaslar hakkında, “Acaba taraftar kazanmak için bir siyaset propagandası mı?” diye düşünür. O elmaslara adi şişeler gözüyle bakabilir. Şu halde ben siyasete karışmakla o elmaslara zulmetmiş olurum ve bu, onların kıymetini düşürmek hükmüne geçer.

İşte, ey ehl-i dünya! Neden benimle uğraşıyorsunuz, beni kendi halime bırakmıyorsunuz?

Eğer derseniz ki: “Şeyhler bazen işimize karışıyor. Sana da ba-

zen şeyh derler.”

85