ırkçılık asrı geçiyor. Ebedî ve daimî olan İslam milliyeti; geçici, sıkıntılı ve gürültü patırtılı ırkçılıkla bağlanmaz ve aşılanmaz. Aşılama olsa bile ırkçılık, İslam milletini bozduğu gibi ait olduğu milliyeti de ıslah edemez, devamlı kılamaz. Evet, geçici aşılamada bir zevk ve kuvvet görünüyor, fakat pek geçicidir ve sonu tehlikelidir.
Hem Türk ırkında ebediyen kapanmamak üzere bir yarık oluşacak. O vakit bir taraf diğer bir tarafın kuvvetini kırdığı için milletin kuvveti hiçe inecek. İki dağ bir terazinin karşılıklı iki gözünde bulunsa, bir batman kuvvet o ikisiyle oynayabilir; onları yukarı kaldırır, aşağı indirir.
İkinci soru iki işarettir. Birinci İşaret ki,
Beşinci İşarettir
Mühim bir soruya gayet kısa bir cevaptır.
Soru: Ahirzamanda Hazreti Mehdî’nin geleceğine ve bozulmuş âlemi
ıslah edeceğine dair çeşitli sahih rivayetler var. Halbuki zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi, hatta yüz dâhi derecesinde de olsa bir cemaati, bir cemaatin manevî şahsiyetini temsil etmezse muhalif bir cemaatin manevî şahsiyeti karşısında mağlup olur. Şu zamanda –velâyet derecesi ne kadar yüksek olursa olsun– bir zât, insanlığı böyle büyük bozgunculuklar içinde nasıl ıslah eder? Eğer Mehdî’nin bütün işleri harika olsa bu, Cenâb-ı Hakk’ın dünyadaki hikmetine ve koyduğu yaratılış kanunlarına ters düşer. Mehdî meselesinin sırrını anlamak istiyoruz.
Cevap: Cenâb-ı Hak kusursuz rahmetinden, İslam dinini ebediyen himayesinin bir neticesi olarak, ümmetin bozulduğu her zaman bir ıslah edici, bir müceddid, şanlı bir halife, bir kutb-u âzam, kâmil bir mürşit veyahut bir nevi mehdî hükmünde mübarek zâtlar göndermiş; bozgunculuğu ortadan kaldırıp milleti ıslah etmiş, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) dinini korumuş. Madem âdeti öyle gerçekleşiyor, ahirzamanın en büyük fesadı devrinde elbette hem en büyük bir
Dipnotlar
- Batman: 7,692 kilogramlık ağırlık ölçüsü.
- Müslim, îmân 247; Tirmizî, fiten 53; Ebû Dâvûd, mehdî 4, 6, 7; İbni Mâce, fiten 24, 34; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned 1/99.
- Ebû Dâvûd, melâhim 1; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat 6/324; el-Hâkim, el- Müstedrek 4/567, 568.