İçeriğe geç

okşanmaya lâyık ve muhtaç o biçare musibetzedelerin kalblerine iğne batırıyor, başlarına tokmak vuruyorsunuz! Merhametsizce ümitlerini kırıyor, onları mutlak bir ümitsizliğe düşürüyorsunuz!.. Milli şeref ve haysiyet bu mudur? Millete böyle mi faydanız dokunuyor?

Üçüncü kısım olan ihtiyarlar, milletin üçte birini meydana getiriyor. Bunlar kabre, ölüme yaklaşıyor, dünyadan uzaklaşıyor, ahirete yanaşıyorlar. Böylelerinin menfaati, nuru ve tesellisi, Hülâgu ve Cengiz gibi zalimlerin gaddarca maceralarını dinlemekte midir? Ve ahireti unutturacak, onları dünyaya bağlayacak neticesiz, mânen alçalma olan, görünüşte ise yükselme ve ilerleme denilen şimdiki tarzda hareketinizde midir? Ahirete ait nur sinemada mıdır? Ve hakiki teselli tiyatroda mıdır? Bu biçare ihtiyarlar hamiyetten hürmet isterken, onları manevî bir bıçakla kesmek hükmünde, “ebedî idama, yokluğa sevk ediliyorsunuz” fikrini vermek ve rahmet kapısı olarak düşündükleri kabir kapısını ejderha ağzına çevirmek, manevî kulaklarına “Sen oraya gideceksin!” diye üflemek milli hamiyet ise böyle hamiyetten yüz bin defa Allah sığınırız!

Dördüncü kısım, çocuklardır. Onlar milli hamiyetten merhamet ister, şefkat bekler. Onların da zayıflık, acz ve kuvvetsizlikleri noktasında merhametli, kudretli bir Hâlık’ı bilmekle ruhları ferahlayabilir, kabiliyetleri mesut bir şekilde açığa çıkıp gelişebilir. İleride, dünyadaki müthiş korkulara ve durumlara karşı koyabilecek, imandan gelen bir tevekkül ve İslam’ın verdiği teslimiyetin telkinleriyle o masumlar hayata istekli bakabilirler. Acaba bu, alâkalarının pek az olduğu ileri medeniyet derslerini.. manevî kuvvetlerini kıracak, ruhlarını söndürecek, nursuz, sırf maddî felsefe düsturlarını öğrenmekle mi olur? Eğer insan bir cesetten ibaret olsaydı ve kafasında akıl bulunmasaydı, belki o masum çocukları bir süreliğine eğlendirecek medeni terbiye dediğiniz ve milli terbiye süsü verdiğiniz bu Frenk usulü, onlara çocukça bir oyuncak olarak dünyevî bir menfaat sağlayabilirdi. Mademki o masumlar hayatın telaş ve sıkıntılarına atılacaklar ve mademki insandırlar, elbette küçük kalblerinde çok uzun arzuları olacak ve küçük kafalarında büyük maksatlar doğacak. Madem hakikat böyledir, onlara şefkatin gereği olarak, son derece fakr ve aczlerine gayet kuvvetli bir dayanak noktasını ve tükenmez bir yardım kaynağını,

537