bakıyor; yalnız biri, yazan kâtip ara verdiği için az kaymış. Hem şu – gözümüzün önündeki– sayfada iki mahbub kelimesi var; biri üçüncü, biri on beşinci satırdadır, tam denk gelecek şekilde birbirine bakıyor. Onların ortasında dört aşk kelimesi dizilmiş, birbirine bakıyor. Gayba dair diğer tevafuklar da bunlara kıyaslansın…
Hangi kâtip olursa olsun, satırları, sayfaları ne şekilde yazarsa yazsın, ister istemez gayba dair bu tevafuklar öyle bir derecededir ki, bunun tesadüfün işi ve müellif ile kâtiplerin fikri olmadığına şüphe bırakmıyor. Fakat bazı tevafuklar, hatta birçoğu göze çarpıyor. Demek, şu risalelere has hakiki bir yazı vardır; bazıları ona yaklaşıyor. Hayret vericidir ki, tevafuklar nüshaları çoğaltan en mahir kâtiplerin değil, belki acemilerin yazılarında daha çok görülür. Bundan anlaşılıyor ki, Kur’an’ın bir çeşit tefsiri olan Sözlerdeki hüner, zarafet ve meziyet kimsenin değildir; muntazam, güzel Kur’an hakikatlerinin mübarek kâmetlerine yakışacak ölçülü, muntazam üslûp elbiseleri kimsenin iradesi ve şuuruyla biçilmez, kesilmez. Aksine, onların varlığı öyle ister ve gaybî bir el onları o kâmete göre keser, biçer, giydirir. Biz ise içinde bir tercüman, bir hizmetkârız.
Dördüncü Nükte: Beş altı soruyu içeren birinci sorunuzda, “Haşir meydanında toplanma ve keyfiyet nasıl, insanlar çıplak mı olacak? Görüşmek için dostları ve şefaat için Resûl-u Ekrem’i (aleyhissalâtü vesselam) nasıl bulacağız? Bir tek zât sayısız insanla nasıl görüşecek? Cennet ve cehennem ehlinin elbiseleri nasıl olacak? Ve bize kim yol gösterecek?” diyorsunuz.
Cevap: Şu sorunun cevabı mükemmel ve gayet açık bir şekilde hadis kitaplarında vardır. Yalnız meşrebimize ve yolumuza ait bir iki nükteyi söyleyeceğiz. Şöyle ki:
Birincisi: Bir mektupta haşir meydanının, yerkürenin senelik yörüngesinde olduğu ve yeryüzü şimdiden manevî mahsullerini o meydanın levhalarına gönderdiği gibi; onun senelik hareketiyle bir varlık dairesinin meydana geldiği.. o dairenin, mahsulleriyle bir haşir meydanının kurulmasına çekirdek olduğu.. ve Cenâb-ı Hakk’ın,
Dipnotlar
- Bkz. Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned 4/446; 5/3. Ayrıca bkz. et-Taberânî, el- Mu’cemü’l-Kebîr 19/426, 427; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat 6/276; el-Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 6/439.