İçeriğe geç

taşıyan iltifatını kazandırdığını gösterir. Rahmet hazinelerinin Mâlik-i Kerîm’inin sonsuz lezzetli iltifatını düşündürüp şu dünyada dahi cennetin bâki bir zevkini mânen tattırır. İşte rızık, şükür vasıtasıyla o kadar kıymetli, zengin ve engin bir hazine olduğu halde, şükürsüzlükle son derece alçalır.

Altıncı Söz’de ifade edildiği gibi, dildeki tat alma duyusu Cenâb-ı Hak hesabına, yani manevî şükür vazifesiyle rızka baktığı vakit, O’nun sonsuz rahmetinin sayısız sofralarına şükreden bir müfettiş, hamdeden kıymetli bir nezaretçi hükmündedir. Eğer nefis hesabına olsa, yani rızka ve nimete onu verene şükrü düşünmeden baksa, dildeki o tat alma duyusu yüksek kıymete sahip bir nezaretçi makamından karın fabrikasının yasakçısı ve mide ahırının bir kapıcısı seviyesine düşer. Nasıl ki rızkın şu hizmetkârı şükürsüzlükle bu kadar alçalıyor, aynı şekilde rızkın mahiyeti ve diğer hizmetkârları da alçalır. En yüksek makamdan en aşağı seviyeye inerler. Kâinat Hâlıkı’nın hikmetine zıt ve muhalif bir vaziyete düşerler.

Şükrün ölçüsü kanaat, iktisat, rıza ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün ölçüsü hırs, israf ve hürmetsizliktir; haram-helâl demeyip önüne geleni yemektir.

Evet, hırs şükürsüzlük olduğu gibi, hem mahrumiyet hem de zillete düşme sebebidir. Hatta bir tür toplum hayatına sahip olan mübarek karınca dahi, âdeta hırs yüzünden ayaklar altında kalmıştır, ezilir. Çünkü senede birkaç tane buğday yeterken kanaat etmeyip elinden gelse binlerce taneyi toplar. Mübarek arı ise âdeta kanaatinden dolayı başlar üstünde uçar, balı insanlara Allah’ın emriyle ihsan eder, yedirir.

Evet, Zât-ı Akdes’in Zât’ına ait nişanı ve en yüce ismi olan “Allah” lafzından sonra en yüce ismi olan Rahman, rızka bakar ve ona rızıktaki şükürle ulaşılır. Hem Rahman’ın en açık mânâsı, Rezzak’tır.

Hem şükrün çeşitleri var; en kuşatıcısı ve hepsinin fihristi hükmünde olan, namazdır. Hem şükür içinde saf bir iman, hâlis bir tevhid bulunur. Çünkü bir elmayı yiyen ve “Elhamdülillah” diyen insan, o şükürle şunu ilan eder: “Bu elma, doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk’ın kudret elini hatırlatır ve rahmet hazinesinin hediyesidir.” Böyle demekle ve buna inanmakla –cüzî olsun küllî olsun– her şeyi O’nun

467