insan onu gizlemekle yükümlü değildir, fakat övünmek için kasten göstermeye çalışmamalı! Çünkü görünüşte onda çalışıp gayret etmesinin bir payı bulunduğundan, insan onu nefsine bağlayabilir. İkram ise kerametin selametli olan ikinci türünden daha emniyetli ve bence daha yücedir. İfade edilmesi, o nimete karşı bir şükürdür. İnsanın gayretinin onda tesiri yoktur, nefsi onu kendine mal edemez.
İşte kardeşim, hem senin hakkında hem benim hakkımda, bilhassa Kur’an’a hizmetimizde eskiden beri gördüğüm ve yazdığım ilahî ihsanlar birer ikramdır; bunların açıkça ifade edilmesi o nimetlere karşı bir şükürdür. Onun için ikimizin hizmetine ait başarıları sana, tahdis-i nimet olarak yazıyordum. Biliyordum ki sende övünme değil, şükür damarını uyandırıyor.
Üçüncü Olarak
Görüyorum ki:
Şu dünya hayatında en bahtiyar insan, dünyayı askerî bir misafirhane kabul edip buna teslimiyetle inanan ve öyle hareket edendir. O inanç ile en büyük mertebe olan Allah’ın rızasını çabuk elde edebilir. Kırılacak şişeye bâki bir elmasın fiyatını vermez, hayatını istikamet ve lezzet içinde geçirir.
Evet, dünyaya ait işler, kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir. Ahirete ait bâki işler ise çok sağlam elmaslar kıymetindedir. İnsanın yaradılışındaki şiddetli merak, hararetli sevgi, dehşetli hırs, inatlı talep ve bunun gibi kuvvetli hisler, ona ahireti kazanması için verilmiştir. O hisleri şiddetli bir şekilde fâni dünya işlerine yöneltmek, fâni ve kırılacak şişelere bâki elmas fiyatı vermek demektir. Bu münasebetle bir nokta hatırıma geldi. Şöyle ki:
Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni sevgililere yöneldiği zaman ya sahibini sonsuz bir azapta ve elemde bırakır ya da o mecazî sevgili, o şiddetli muhabbete değmediği için bâki bir sevgiliyi aratır; mecazî aşk, hakiki aşka döner.
Dipnotlar
- Allah rızasının en büyük mertebe olduğuna dair bkz. “Hepsinden âlâsı ise Allah’ın kendilerinden razı olmasıdır.” (Tevbe sûresi, 9/72)
- “Mal mülk, çoluk çocuk… Bütün bunlar dünya hayatının süsleridir. Bâki kalacak yararlı işler ise Rabbinin katında, hem mükâfat yönünden hem de ümit bağlamak bakımından daha hayırlıdır.” (Kehf sûresi, 18/46)