İçeriğe geç

için, bilhassa bu birkaç senede o dereceye varmıştır ki, mesela yarın başıma gelecek en küçük hadiselerin, en önemsiz muamelelerin, hatta en basit konuşmaların yazılı ve daha gelmeden belli olduğu, geceleyin onları görüp dilimle değil gözümle okuduğum benim için şüphesizdir. Bir değil, yüz değil, belki bin defa, gece hiç düşünmediğim halde rüyada gördüğüm bazı adamlar veyahut söylediğim meseleler, o gecenin gündüzünde az bir tabirle aynen çıkıyor. Demek en basit hadiseler, meydana gelmeden önce kayıtlıdır ve yazılmıştır. Demek tesadüf yok, hadiseler başıboş gelmiyor, düzensiz değildir.

Yedincisi: Senin müjdeli, mübarek ve güzel rüyanın tabiri, Kur’an için ve bizim için çok güzeldir. Hem zaman onu tabir etti ve ediyor, tabirimize ihtiyaç bırakmıyor. Hem kısmen tabiri güzel bir şekilde çıkmış, dikkat etsen anlarsın. Yalnız bir iki noktasına işaret edeceğiz, yani bir hakikati söyleyeceğiz; senin rüyanın hakikati türünden olan hadiseler, o hakikatin surete bürünmüş halidir. Şöyle ki:

O geniş meydanlık, İslam âlemidir. Meydanlığın sonundaki mescit, Isparta vilayetidir. Etrafındaki bulanık, çamurlu su, bu zamanın haram zevk ve eğlenceler, tembellik ve bid’atlar bataklığıdır. Senin selametle, ona bulaşmadan, süratle mescide erişmen, Kur’an nurlarına herkesten önce sahip çıkıp kalbini bozmadan sağlam kaldığına işarettir. Mescitteki küçük cemaat ise Sözlerin Hakkı, Hulûsi, Sabri, Süleyman, Rüştü, Bekir, Mustafa, Ali, Zühtü, Lütfi, Hüsrev, Refet gibi hizmetkârları, ona omuz verenlerdir. Ufak kürsü, Barla gibi küçük bir köydür. Yüksek ses, Sözlerin kuvvetine ve süratle yayılmasına işarettir. Birinci safta sana ayrılan makam ise Abdurrahman’dan sana kalan yerdir. O cemaatin, telsiz âletlerin ahizeleri hükmünde, dersini bütün dünyaya işittirmek istemesinin işareti ve hakikati ise inşallah tamamen sonra çıkacak. Şimdi fertleri küçük birer çekirdek ise de ileride Cenâb-ı Hakk’ın yardımıyla büyük birer ağaç hükmüne geçer ve birer telsiz telgrafın merkezi olurlar. Sarıklı, küçük, genç bir zât ise Hulûsi’yle omuz omuza verecek, belki onu geçecek biri… Sözleri neşredenler ve talebeler içine girmeye namzettir. Bazılarını tahmin ederim, fakat kesin hüküm veremem.

446