İçeriğe geç

ömrün sonuna kadar görür. Nefs-i emmare çoktan öldüğü halde eserleri yine görünür. Çok büyük asfiya ve evliya var ki, nefisleri mutmainne iken nefs-i emmareden şikâyet, kalbleri gayet selim ve nurlanmış iken kalbî hastalıklardan feryat etmişler. İşte o zâtlardaki, nefs-i emmare değil, belki nefs-i emmarenin sinirlere devredilen vazifesidir. Hastalık kalbî değil, belki hayalîdir.

Aziz kardeşim, inşallah size hücum eden, nefsiniz ve kalbinizdeki hastalıklar değil, nefsinizle mücadelenin devamı için, insanlığınız itibarı ile sinirlere geçen ve daimî yükselmeye sebebiyet veren, dediğimiz gibi bir haldir.

İkinci Mesele

Eski hocanın sorduğu üç meselenin izahı Risale-i Nur’un eczalarında vardır. Şimdilik kısaca işaret edeceğiz:

Birinci Sorusu: Muhyiddin İbni Arabî, Fahreddin Râzî’ye mektubunda demiş ki: “Allah’ı bilmek, O’nun varlığını bilmekten farklıdır.” Bu ne demektir, maksat nedir?

Öncelikle: Ona okuduğun Yirmi İkinci Söz’ün Mukaddimesi’nde hakiki tevhid ile görünüşteki tevhid arasındaki farka dair gösterilen misal ve temsil, bu maksada işaret eder. Otuz İkinci Söz’ün İkinci ve Üçüncü Mevkıfları ve maksatları da bunu izah eder.

İkinci olarak: Kelâm imam ve âlimlerinin inanç esaslarına, Cenâb-ı Hakk’ın varlığının vücûbiyetine ve tevhide dair beyanları Muhyiddin İbni Arabî’ye kâfi gelmediği için kelâm imamlarından olan Fahreddin Râzî’ye öyle demiş.

Evet, kelâm ilmi vasıtasıyla kazanılan ilahî marifet, Allah’ı hakkıyla bilmeyi sağlamıyor ve tam huzur vermiyor. Fakat Kur’an-ı Mucizü’l- Beyan’ın tarzında olduğu vakit, hem tam marifet hem de tam huzuru kazandırır ki, inşallah Risale-i Nur’un bütün eczaları Kur’an-ı Mucizü’l- Beyan’ın o nuranî caddesinde birer elektrik lâmbası hizmeti görüyor.

Hem Fahreddin Râzî’nin kelâm ilmi vasıtasıyla elde ettiği marifetullah

423