Vâcibü’l-Vücûd’a bağlanmak var, o halde her şey için bütün eşya var. Çünkü Vâcibü’l-Vücûd’a nispet edilen her varlık, birlik sırrıyla, bütün varlıklarla bir irtibat kazanır. Demek, Vâcibü’l-Vücûd’a bağını bilen veya bağı bilinen her varlık, birlik sırrıyla, O’na ait bütün varlıklarla münasebet içinde olur. Her bir şey, o bağ noktasında sonsuz varlık nuruna erişebilir. Ayrılıklar, yokluklar o noktada yoktur. Sadece bir an yaşamak, hadsiz varlık nuruna vesiledir.
Eğer o bağ olmazsa ve bilinmezse, bir varlık sayısız ayrılığa, yokluklara, hiçliklere maruz kalır. Çünkü şu halde, alâkadar olabileceği her bir şeyden ayrılmış ve onlar için yokluğa gitmiştir. Demek, kendi varlığına sonsuz yokluk ve ayrılıklar yüklenir. O bağ olmadan bir milyon sene var kalsa da bu, o bağ ile bir an yaşamak kadar olamaz.
Bunun için hakikat ehli zâtlar demiştir ki: “Bir ân-ı seyyâle vücûd-u münevver, milyon sene vücûd-u ebtere müreccahtır.” Yani Vücûd-u Vâcib’e nispet edilen bir anlık varlık, O’na nispet edilmeden milyonlarca sene var olmaktan üstündür. Hem bu sırdandır ki, hakikati araştırıp delilleriyle bilen zâtlar şöyle demiş: “Varlık nuru, Vâcibü’l-Vücûd’u tanımakla elde edilir.” Yani, o halde kâinat varlık nuru içinde, meleklerle, ruhanilerle ve şuur sahipleriyle dolu görünür. Eğer o nur olmasa hiçlik karanlıkları, ayrılık ve yokluk elemleri her bir varlığı kuşatır. Dünya, Cenâb-ı Hakk’ı tanımayan insana, korku ve yalnızlık hissedilen boş ve ıssız bir yer gibi görünür.
Evet, nasıl ki bir ağacın her meyvesinin, o ağaçtaki bütün meyvelerle birer bağı vardır. Ve o bağla birer kardeşi, arkadaşı mevcut olduğundan, onlar sayısınca dolaylı varlığı bulunur. Ne vakit o meyve ağaçtan koparılsa her bir meyveden ayrılmış ve her biri için yokluğa gitmiş gibi olur. Her bir meyve onun için yok hükmüne geçer. Dışında bir hiçlik karanlığı onu kuşatır. Aynen öyle de, Ehad ve Samed Zât’ın kudretiyle olan bağı noktasında, her varlık için bütün eşya vardır. Eğer o bağ olmazsa her şey, kendi dışında eşya sayısınca yokluklara maruz kalır.
İşte şu işaretten, iman nurlarının büyüklüğüne bak ve dalâletin dehşetli karanlıklarını gör. Demek iman, burada anlatılan asıl yüce hakikatin unvanıdır, insan ondan iman vasıtasıyla istifade edebilir. Nasıl ki kör, sağır, dilsiz, akılsız bir adam için her şey yok hükmündedir;